Francis McConnell’ın getirdiği eleştiri, Klasik Teizm’e vurulmuş en ağır ahlaki darbelerden biridir.
Şöyle düşünelim: Dünyada başkalarının acısını dindirmek için kendi hayatını tehlikeye atan, cephede dostu için kurşunun önüne atlayan, evladı için hayatını karartan insanlar (yani yaratıklar) var. Bu insanlar sevgiyi "başkası için acı çekmeyi göze almak" olarak yaşıyorlar.
Eğer Klasik Tanrı, Kendi sarsılmaz ebedi neşesini (bliss) korumak adına bu acı ortaklığından köşe bucak kaçıyorsa; insan sevgisi, Tanrı sevgisinden daha fedakar, daha kırılgan ve daha "kahramanca" bir boyuta ulaşmış olur. McConnell haklı olarak sorar: Yaratılanın sevgisi, Yaratanın sevgisinden nasıl daha fedakar olabilir?
Bu yüzden, Tanrı'nın ahlaki olarak en yüce varlık (En Yüksek İyi) kalabilmesi için, sevgisinin bedeli olan o kederi ve acıyı da bizzat göğüslemesi (passible olması) metafiziksel bir zorunluluktur.
Dışsal Yasa vs. Özsel Taahhüt: Eğer bir yasa Tanrı’ya dışarıdan, başka bir güç tarafından dikte edilseydi, Tanrı (Pink’in korktuğu gibi) özgürlüğünü kaybeder ve o yasanın kölesi olurdu. Ancak Tanrı bu yasayı Kendi özgür iradesiyle Kendi üzerine yazmıştır.
Otokısıtlama (Self-Limitation) Özgürlüğün Zirvesidir: Felsefede bir varlığın hiçbir kurala uymadan, tamamen öngörülemez ve keyfi davranması "saf özgürlük" değil, "kaos veya deliliktir." Gerçek ve bilgece özgürlük, bir varlığın kendi ilkelerini kendisinin koyması ve bu ilkelere sadık kalmasıdır (Otonomi).
«İlahi meşiyyet» (ilahi iradenin herşeyi yönetmesi) insanın irade ve seçimi hiç sözkonusu olmaksızın hükmünü yürütüyorsa, insan «sorumlu» değildir. Ve sorumlu olmayan insan da insan değildir.
İnsan bütün Doğa'dan farklı olan o varlıktır ki Tanrı'nın yüce sıfatlarını kendi varlığında ekip yetiştirebilir, böylece gelişme ve olgunlaşma yoluna girmiş olur. «Ve tahallaku bi-ahlakillah», «Allah'ın ahlakı ile ahlaklanınız» demektir ki, insanın yeryüzünde Allah'ın halifesi olduğunu gösterir.