1947 yılında hasta bir şekilde ve çok zor zamanlarda hayata tutunma mücadelesi verdiği bir dönemde yazmaya başlayıp 1948’te bitirdiği kitap. Sanırım o yüzden de büyük bir başyapıt. Bir öngörü, gözlem bu kadar tesirli anlatılabilirdi. Ana çıkarım: Akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez.
Resmen kısa film izledim gibi oldu. Gerçekten bir kadının duygu yoğunluğuna girip aşkı bu denli anlatıyor olması inanılmaz bir hayal gücü. Müthiş bir kitap. Beni etkiledi.
Çok tatlı çok minnoş bir kitap. Ahmed Arif’in doğumundan ölümüne kadar olan hayatını okuru asla sıkmadan gereksiz detaylara inmeden anlatmış yazar. Ahmed Arif’i merak edenler için kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Nedense aklıma Kürk Mantolu Madonna Raif Efendi geldi okurken, onu anımsattı bana. Bir çırpıda bitiveriyor. İnsanın ölümü sorgulaması gerektiğini hatırlatan bir kitap. Ölürken “yaşamam gereken gibi yaşadım mı?” Diye kendimize sormamak ümidiyle.
Ermiş’i yazana kadar diğer yapıtlarının Ermiş için hazırlık olduğunu söyleyen Halil Cibran, Hristiyan bir ailede doğup büyümüştür. Bu yüzden baş karakteri Hz. İsa olarak düşünmek yanlış olmayacaktır. Açıkçası birkaç yer dışında beni sıkan bir kitap oldu. Çok hitap etmedi yani. Çocuklar ve evlilik üzerine söylenen sözler ise kusursuzdu.