Kardeşini Doğurmak şimdi bitti. Okuması yorucu, her bölümden sonra boş boş duvarları izlemek zorunda kaldığım, sindirmek için vakit harcadığım bir kitaptı. Keşke bir şeyleri değiştirebilecek kadar etki edebilseydi Türkiye'ye, dünyaya; ama olmadı. Gene de verilen emek çok fazla ve takdire şayan. Bunca acının derlenmesi çok zor.
Neden "vay be!" dediğime daha çok şaşırdım aslında. Şaşırmamak lazım. Bundan iki yıl önce, Adli Bilimler bölümünde bir ödev için vaka araştırırken özellikle ensest konusunu seçmiştik. Ama biz o ödeve yedi yabancı vaka eklerken, bir tane adam gibi üzerine makale yazılmış, sunuma çevrilebilecek Türk vaka bulamamıştık ve İngiltere'den Fransa'dan dava kayıtlarına kadar internette yayınlanmış vakaları araştırmak zorunda kalmıştık. Burada Eliflerin acısı dururken Elizabethlerin acısını anlatmıştık. O yüzden şaşırmamak lazım işte.
Kardeşini Doğurmak, okumaya başlamıştım ama yarım kalınca şimdi tekrar başlıyorum. Hemen öncesinde bu gönderiyi gördüm. Okumuş kadar ağırlaşmış bir şekilde başlıyorum şimdi tekrardan, bu sefer bitirmek ümidiyle.
𝖪𝖺𝗋𝗇ı𝗆𝖽𝖺𝗄𝗂 𝖻𝖾𝖻𝖾ğ𝗂𝗇 𝖻𝖺𝖻𝖺𝗌ı, 𝗄𝗈𝖼𝖺𝗆 𝗆ı 𝖻𝖺𝖻𝖺𝗆 𝗆ı 𝖻𝗂𝗅𝗆𝗂𝗒𝗈𝗋𝗎𝗆."
"Ben çilekli süt istiyorum. İneğin sütünü
istiyorum... Pipi sütü istemiyorum!"
"Son dönemde moda bir deyim var, rızası dahilinde diye. Hiçbir kız cocuğu ya da kadın rızası dahilinde enseste maruz kalmaz. Ensest cehaletin, yokluğun, hiçliğin dişavurumudur."
"Şiddetin seslerine tepkisiz kalan komşular müzik sesine tepki gösterirler, çok gürültü var diye. Böyle bir duyarsızlğın olduğu toplumda her türlü olayın gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. 𝔼𝕟𝕤𝕖𝕤𝕥𝕖 𝕘ö𝕫 𝕪𝕦𝕞𝕒𝕟𝕝𝕒𝕣 𝕓𝕚𝕣𝕖𝕣 𝕜𝕒𝕥𝕚𝕝𝕕𝕚r"
"Babam yanıma gelince gözlerimi kapatıyorum.
Çünkü biliyorum ki yine aynı şey olacak.
Uyuyor numarası yaparsam belki yapmaz diyorum ama olmuyor.
Hissetmeyeyim diye gözlerimi sımsıkı kapatıyorum..."
Ben tam olarak ne okudum böyle? Kitabı gözyaşları ve sinir krizi içinde bitirdim. Her okuduğum olayda çocukların acılarını iliklerimde hissedip gözlerimden akan yaşlarla okudum
Ama aynı zamanda insan çocuğuna kardeşine torununa vs nasıl bunları yapar diye düşünüp küfürler ve beddualar da bana eşlik etti
Gözlerimizi kapatmak, duymazdan gelmek, 'tövbe tövbe olur mu öyle şey?' Diyerek konudan kendimizi uzaklaştırmaya çalışmak kadar yanlış ve hatalı bir eylememimiz olamaz bence.
Farkındalık yaşamak zorundayız, başta kendi çocuklarımız/kardeşlerimiz olmak üzere etrafımızda ki her çocuğun söyleyemedikleri şeyleri duymak, çizdikleri resimlerden neler haykırdıklarını görmek elimizi taşın altına sokmak zorundayız. SUSAMAYIZ SUSAMAZSINIZ!
Baba, abi, dede, kuzen.. ailemizden en yakın gördüğümüz insanların çocuklara verdiği zararların yarası nasıl sarılır ki? Bunlardan daha acısı ise annelerin bilmelerine rağmen susmaları, görmezden gelmeleri, çocuklarına inanmamaları hatta çocuklarını suçlamaları sanırım. Tüm o çocukların gözyaşında boğulursunuz