İğdiş Beğ

İğdiş Beğ
@igdiskhan
Başladum adıyıla Taņrı Ta'ālānuņ ki rızķ vėricidür ve rahmet édicidür
null
null
null
null
7 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
İslami yapıda ayrışmalar veya birleşmeler, bu dinin kurucusunun hayatının okunma şekline göre farklılıklar arzeder. Yirminci yüzyıl boyunca pek çok kere, İslam peygamberi, farklı ve bazen de umulmadık biçimde yeniden yorumlandı. Mesela Hasan Askeri'ye göre o bir barışseverdi, Mustafa Sibai'ye göre ise radikal bir sosyalist. Ali Şeriati onu Üçüncü Dünyacı, sömürgecilik karşıtı bir kahraman olarak yorumlarken, Mişel Eflak ondan bir Arap milliyetçisi çıkaracaktı. Allame İkbal onu, Nietzsche'nin veya en azından Bergson'un anlatımlarındaki süperinsan olarak görüyordu, Fazlun Halid ise bir çevre savaşçısı. O, Fatima Mernissi'ye göre bir feminist, Kral Fahd'a göre baş muhafazakar, Maurice Bucaille'e göre bir bilim adamı, Ferid Esack'a göre meta-anlatıların post-modern bir düşmanı, Muhammed Esed'e göre ise bir proto-demokrattı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
-Endülüs Emevi Halifesi I. Abdurrahman'ın Gazeli- 756'da, ailesi Abbasiler tarafından katledilen Emevi prensi Abdurrahman ibn Muaviye, Endülüs'e egemen oldu ve Cordoba'yı (Kurtuba) kendine başkent yaptı. Abdurrahman aynı yüzyılın sonlarında, Kurtuba'nın tüm nüfusunun namaz kılabileceği kadar büyük olan ve Batı'nın Kâbe'si adını verdiği Ulu Cami'yi yaptırmaya başladı. Diğer camiler, saraylar, bahçeler, köprüler, hamamlar ve çeşmeler gibi tesislerin yapımına da başlandı. Hükümdar, bahçesinde yetiştirilen Suriye meyve ağaçlarından bir palmiye için şu gazeli yazmıştı: Bir palmiyeye rastladım Rusafa'da; Az görülen bir manzara bu batı topraklarında; Dedim: Sen de yalnızsın benim gibi, evinden uzak, Sen de özlüyorsun çocukları, oradaki sevdiklerimizi. Yurdunun toprağında büyümedin sen, Ve senin gibi yabancı bir havayı teneffüs ederim ben.
Devredip geldim cihanı yine bir devran ola Ben gidem bütün sarayı yıkıp viran ola Beher can tuğyan edip cismim gemisin dağıda Yerler altında bu cismim hâk ile yeksân ola Dört yanımdan nâr ve bâd ve âb ve hâk edip hücum Benliğim onlar alıp bu varlığım tâlân ola Dağılıp terkibim otuz iki harf ola tamam Nokta-i ruhum kamunun gevherine kan ola Bu vücudum dağı kalkıp itile yükler gibi Şeş cihatım açılıp bir haddi yok meydan ola Cümle efkâr ve havâsım haşr olup ol arsada Kalkalar hep yeniden sankim baharistan ola Yevm-i tübladır o gün her mânâ bir sûret giyip Her kim sebze kimi hayvan kimi insan ola Kabrime yârân gelip fikredeler ahvâlimi Her biri bilmekte hâlim vâleh-i hayran ola Her kim ister bu niyâz-ı derdmendi ol zaman Sözlerini okusun kim sırrına mihman ola
Günlerden bir gün, Fahr-i Kâinat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz hazretleri, torunları Hasaneyn'i mübarek dizlerine oturtmuş, bâb-ı şefkatte onları okşuyor ve seviyordu. O, benim paçamdır buyurdukları kerime-i duhter pâkizeleri Hz. Fatıma'tüz-Zehra radıyallahu anha, o iki cennet gencinin gömleklerinin yakalarını dar dikmişti. Her ikisinin de bundan müteessir ve müte'ezzi olduklarını gören Nebiler serveri o iki şahzadenin yakalarının düğmelerini çözdüler. Bu sırada sevgili torunlarına karşı olan muhabbetlerinin, Allahu Tealâ'ya olan aşkları derecesine vardığını sezerek ürpermişlerdir ki, gerçekten Gayretullah'a dokunup o anda Cebrail aleyhisselâm elinde sarı, kırmızı ve siyah renkli üç şal olduğu halde nazil oldu ve Habib-i Edib-i Kibriya'ya, Allahu Tealâ ve tekaddes hazretlerinin selamlarını tebliğ etti ve emr-i ilahiyyeyi, daha doğrusu esrarı mübhaniyyeyi açıkladı: -Ey Rusuller Resulü! Allah azze ve celle, zat-ı risaletpenahilerine selamlarını bildiriyor ve buyuruyor ki: Beni seven, benim de kendisini sevdiğim, âşık olduğum habibim, mâ'şukum olan nasıl olur da bana karşı, bana olan aşkı derecesinde aşk ve muhabbetle torunlarını, evlatlarını öper. Bu sarı şalı Hasan'a, kırmızı şalı Hüseyin'e ve siyah şalı da Resul-ü zişânıma gönderdim. Hepsi, bu şallara bürünsünler. Siyah yas ve matem alâmetidir. Hasan, zehirle ve Hüseyin hançerle şehid edileceklerdir. Hasan'ı ağzından ve Hüseyin'i boynundan aşk ve muhabbetle öptüğü için, kaderleri böyle tayin edilmiştir, dedi ve makamına çekildi. Filhakika, iş sonunda aynen böyle oldu. İmam-ı Hasan radıyallahu anh eşi eliyle ve zehirlenerek, İmam-ı Hüseyin Kerbela faciasında hançerle başı kesilerek şehit edildiler.
ESKİLERDEN Sen mi dolacaktın avuçlarıma böyle ansızın?! Dualarımda yoktun hâlbuki. Ellerimi hayallerin ötesine kaldırmadım ben, Yalnız dünya değil miydi gönlümde gezen?! Göz bebeklerimde yaşama sevinci, Vardıysa da El eylediğimi hatırlamıyorum aşka! İyi ki anlatmaya mecbur değilim seni... Kelâma sığmayan bir büyük sır gibi Yat gönlümde Bu günlerde... Kurşun tıkamış olmalı kulaklarını şeytanın Artık karşı çıkmıyor saadetime... Gerçi duyan olmadı senden Ne bir kanat sesi Ne bir hışıltı. Süzülüp akarken odama böyle! Ama gözlerimin bebeklerinde Seni görecektir her kim bakarsa, Düğme bir portren ki, Silinmez asla!... Dün akşam yarıda kalan masala başla, Filmi kopmuş gibi donan her şeyin. Yeniden başlasın Ritmi, Neş'esi. Çoktan geçti artık o baş dönmesi... Melekler,