Otuz sene kasap vitrini seyretmiş, lokma yiyememiş kedi gibi, otuz sene dünyayı seyrettim lokma yiyemeden, artık canım da bir şey istemiyor. Anlamadım, adam olmadım, herhalde daha da kırığım, ama artık bu vakit, o vakit değil, artık istemiyorum. Bazı şeyler düşünerek değil, üzülerek öğreniliyor. Ama öğrenilenden ve ne şekilde öğrenildiğinden asla bahsedilemiyor. Kişiyi kişi yapan bilgi de ancak böyle elde ediliyor. Kaynaksız, kırıklık, üzüntü, elde edemeyiş, kaçırış, en büyük fedakarlıkların neticesinde en derin aşağılanış bilgiyi oluşturuyor. Öyle ki insan bunları bildiğini bile söyleyemiyor, sadece artık öyle yaşıyor. Daha neşesiz, daha sakin, kıpırtısız, daha dünyaya bağını gevşetmiş, daha ince ve seyrek bakışlı, yeni üzüntülere ev sahipliği yapmaya daha hazır. Tanrı bu bilgilerin toplamından istediği insanı mı çıkaracak, ne yapacak? İstememek istenmemek gibi değilmiş, isteyip her zamanki gibi isteğini gizleyip, her zamanki gibi isteğini elde edememek gibi hiç değilmiş. Güzelmiş, güzel. İstemem, vallahi istemem, billahi istemem, tallahi istemem. Hiçbir şeyinizi istemem.