Zorunlu Dönüm Noktası
"Herkesin bir kırılma noktası vardır. Olaylar öyle iğrenç bir hal alır ki, harekete geçmek zorundasındır." — Pablo Escobar
Ya olduğu gibi ya da olduğumuz gibi sevip sevilelim
Bir şeyi ya olduğu gibi kabul ediyorum ya da etmiyorum: Sade sodaya limon sıkmadığım gibi kahveye veya çaya şeker de eklemiyorum. Normalde yoğun tadları hiç sevmem ama kahveyi evde yapacağımda "Asra zift gibi yapıyor. Ben yaparım." diye ablam gidiyor. Bazen yapıp götürdüğümde "Zift içirmeyeceksin değil mi?" deyip gülüyordu. Ben de "Imm bugün vicdanlı günüm o yüzden bu sefer size göre hazırladım." diye gülüyordum. Ama benim azaltmış halim onlara hafif yine acı geliyormuş. Bir de bana demez mi "Sen eskiden nescafeyi yoğun sütlü içerdin. Neden Türk kahvesini zıkkım gibi içiyorsun?" "Artık çocuk olmadığım ve de baya yıl geçmiş olduğu için olabilir sanki ha, değişiklik ne garip (!)." deyip muzip ses tonuma bakışlarımı da eklemiştim. Aromaları baya hafif seviyorum, hafif halleri bana normal geliyor: Dokundurtmak yetiyor. (: Kendisi bunu bildiği için kahveyi böyle içmeme şaşırıyor. Ki ben aslında hep yaptığım gibi yaparken onlar azaltmış ama farkında değiller. Bazen o gelir "Bugün kahveyi ben yapacağım, nedense ağız tadıyla içmek istiyorum. Zehirlenmek değil der." Bazen ben de "Bugün kahveyi ben yapmak istiyorum kaç gündür özledim. Su içmek yerine keyifle kahve içmek istiyorum." derdim. Bir ara ilk kez içemediğim kahvenin telvesi küçük kupanın %65' i falandı. Ve söz de babam için yorgunluk kahvesi yaparken mayışmış olduğumdan ne kadar koyduğumu hem hatırlayamadım hem de ölçemedim. Kahveyi aldım babam ilk yudumunu içerken yüzünü buruşturmuş ama bir şey demedi. Ben de hiç ona bakmadığım için fark etmedim ta ki 3-4 yudumdan sonra telveye yetişip "Asra sen kahve değil telve yapmışsın. Direkt bardağa kahveyi atıp getirseydin daha hafif olurdu." deyince ilk şaka yapıp uğraştığını sandım. Sonra kendim yudum alırken "Oww cidden bu ne, içilecek kısmı o kadar az ki en azından
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Benden çok daha iyilerine layık olanlarla, iğrenç ötesi insanlar arasına sıkıştım. Bunun bir ortalaması yok mu? 😂🤣🔥 Niye hep dağlar yollar yıllar var aramızda. Biraz eşitlik fena mı olur? 🙏🙏🙏
''Yemek siparişlerine tükürerek müşterilerine ömürlük hastalık bulaştırdı! Telafi teklifi yok artık dedirtti Gece yarısı acıktığınızda verdiğiniz masum bir fast food siparişinin, hayatınız boyunca taşıyacağınız bulaşıcı ve tedavisi olmayan bir hastalığa dönüşebileceğini hiç düşündünüz mü? Oklahoma'da yaşanan mide bulandıran skandal, bir müşterinin başına gelebilecek en büyük kâbusu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ünlü bir fast food zincirinden yemek yiyen talihsiz kadın ve ailesinin başına gelen akılalmaz olay, duyanların kanını dondururken sosyal medyada büyük bir infial yarattı! Akıllara durgunluk veren olay, Oklahoma eyaletinin Broken Bow kasabasında bulunan dünyaca ünlü bir fast food devinin şubesinde meydana geldi. Mart ayının sonlarında, uzun, yorucu ve stresli bir gece mesaisinin ardından kendisi ve evde bekleyen ailesi için hızlıca yiyecek bir şeyler almak isteyen Jennica Church, bitkin bir halde restoranın arabaya servis (drive-thru) sırasına girdi. Siparişini kapanış saatine oldukça yakın bir zamanda verdiği için içerideki çalışanların kendisine öfkeli olabileceğini düşünen Church, o an için sadece yemeğini alıp evine gitmeyi hedefliyordu. Ancak kapalı kapılar ardında kendisi için hazırlanan iğrenç sürprizden ve hayatının geri kalanını derinden etkileyecek olan felaketten tamamen habersizdi. Olay gecesi restoranın vardiya müdürü olarak görev yapan 38 yaşındaki Amanda Hendricks ile müşteri Church arasında geçmişe dayanan, ancak çok da önemli olmayan yüzeysel bir tanışıklık bulunuyordu. Fakat mahkeme kayıtlarına yansıyan iddialara göre bu sıradan durum, akıl sağlığını zorlayan kasıtlı bir biyolojik saldırıya dönüştü. Hendricks, siparişi hazırladığı sırada tamamen bilinçli ve kasıtlı bir şekilde etlerin ve sandviç malzemelerinin üzerine defalarca
Alıntı
Gerçeklerde biraz (: Yok kendime dahi torpil yok.
Yaşarken olenler, olmüşken yaşayanlar, oldüğü için ölenler... Hayatımda sevdiğim tek tük insan vardı. Toprağa dönüştüler. Şerefsize dönüşenlere bir şey olmadı. Ya yaşarlarken ya da olmüşlerken kaybettim. Sevdiklerim olarak kaybettim ama asıl kaybeden o yaşayanlardı ama oldükleri için umrumda değiller ve o yüzden kayıp ya da kazanç olayına bile değinmiyorum. Daha küçük acılarda omurgasını yamultanları affetmeyeceğim. Onlar da kendini affetmesin. Ya da pek bir şeye maruz kalmadan çok şeye maruz bırakanları. Hayatın zorlaştırıcılığında rol oynayan herkes suçlu. Ve affetmiyorum. Bugün affetmeyen tarafındayım. Büyük oldukları için hürmet beklerken büyük gibi davranmayanlara ise öfkem de var. Yaşınız aşağılık oluşunuzu örtememiş. İğrenç oluşunuzu kapatmamış ne saygısı? Beni ölünce beni yiyecek olan kurtçuklara dahi saygıyla yaklaşırken onlar bir kurtçuk seviyesinde bile değil. Ne saygısı cidden? Acizlik ve pştluk saygı duyma algıma girmiyor. İnsan o yaşına kadar hiç mi kendini sorgulamaz, hiç mi kendini adam etmeye çalışmaz, hiç mi bir şeyleri düzeltmeyi düşünmez? B.k yemeye başlayıp nefeslenmeye dahi fırsat bırakmamışlar. B.k havuzu olup yaşlarından ötürü, sadece yaşlarından ötürü böbürlenerek yürüyorlar. Büyümek gerçekten saygıya baksaydı çoğu insan Dünyaya geldiği ilk andaki haliyle kalırdı. Bu senin emeğinle ya da çabanla hak etmiş olduğun bir şey değil. Ne saygısı? Benden fazlaca gün yaşamışsın. Ona rağmen bir halta yaramamış. Ne saygısı? Saygıya da basit gözüyle bakıyorsunuz: Yaşla sınırlandırılması ya da yaşın içinde olması basitliğini gösteriyor. Ezberden bozma hiçbir şeye saygım yok. Ağlayarak amel defterlerine yazabilirler. Layıkıyla olamamış olduğunuz hiçbir şeye saygı duymam ben. Mesafeden ikinci çoğulla konuşurum, saygıdan değil. Siz de aslında hak etmediğinizi
Duygu ve Düşünce
"Yazarken insanın kalemini ve yüreğini titreten bazı konular vardır. Hiçbir şey yapamayacağını sandığın, içinde sadece üzülmekle yetindiğin o çaresizlik anlarında; 'Başka bir çerçeveden bakmalı, başka bir şey yapmalı' dediğin o meseleler... ​Ben, Gazze’deki saldırılara, İsrail’in o akıl almaz ve iğrenç faaliyetlerine karşı 'Elimden geleni tam manasıyla yaptım' diyemem. Belki benim gibi hisseden çok kardeşim var. Ama niyetim; kendimizi suçlayıp küçük bir 'Hadi, bir daha ayağa kalkalım' konuşması yapmaktan ziyade, işin asıl mutfağına, derinliğine inmek. ​Yıllardır zulüm altındalar ama Ekim 2023'te bu zulmü resmen büyük bir savaşa dönüştürdüler. Ağır yıkımları takip ederken, o çadırlardaki insanlardan biriymişiz gibi üzüldük. Sonra yavaş yavaş bu üzüntü ağır gelmeye başladı. Dayanamadık; daha az takip edip daha çok dua etmeye çalıştık. Zaman zaman yardım faaliyetlerini artırsak da gündelik yaşamlarımızın ağır bastığı anlar oldu. Ve ne yazık ki mesele, daha büyük bir olay duyana kadar gündemimizden yavaşça silindi, sonra tekrar geri geldi. ​Şimdi bulunduğum noktada geriye dönüp bakıyorum; yanımdaki biri kalbi kırılıp ağladığında içim burkulurken, bunca büyük acıya karşı yeterli bir şey yaptım mı? Yapabileceğim şeyler vardı da ben aktif olmak yerine, nefsimin beni aldatmasına izin verip sadece 'duygusal' kalmayı mı seçtim? ​Artık daha ihlaslı dua etmeli, daha başka şeyler yapmalıyım. Hiç kimse için değilse bile, kendi kalbimi 'zulme alışmamak' noktasında korumalıyım. Aklıma, hepimizin içinden geçen bu duyguları kâğıda dökmek geldi. Biz vicdanlı insanlarız, biliyorum. Ne kendime ne de sizlere haksızlık etmek istemiyorum. Ama 'O haberlere bakamıyorum, çok üzülüyorum' demek yerine; dirayetli olup her gün, az da olsa bir şeyler yapmaya devam edeceğim. Buradaki 'fikri cihat' ve
İnsan ve Hayat