Eskiden rengârenk uzun elbiseleriyle son derece zarif görünen Türkler, şimdi düğmeli mavi redingotları ve kendilerini kırmızı tıpalı şarap şişesi gibi gösteren Yunan fesleriyle iğrenç bir görüntü sergilemiyorlar mı?
Sayfa 481·Kitabı okuyor
Ah bir gelip, yıkılmış evlerinin önünde çömelmiş oturan zavallı Türkleri, iğrenç yaralar almış ihtiyarlan, hükümetin himayesine kalmış öksüzleri, her adımda karşılaştığım vahşeti görebilseydiniz, harpten ödünüz kopardı. Buna rağmen Bulgar köylüler bizim askerlerin arasında rahat rahat yaşıyorlar. -Enver Paşa
Sayfa 223 - Kronik
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Smita kızına, “Sevinmelisin,” demeyi çok isterdi. “Senin hayatın benimki gibi olmayacak. Sen sağlıklı olacaksın, benim gibi öksürmeyeceksin, benimkinden daha iyi ve daha uzun bir hayatın olacak. Saygı göreceksin. Üzerinde bu iğrenç, asla çıkmayan lanet koku olmayacak. Sen saygın bir insan olacaksın. Kimse, köpeğin önüne atar gibi, yiyecek artıklarını atmayacak sana. Bir daha asla ne başını ne de bakışlarını yere eğmek zorunda kalacaksın…” Smita kızına bütün bunları söyleyebilmek isterdi. Ancak nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Kızına umutlarından, aklındaki çılgın hayallerden, karnında uçuşan kelebeklerden nasıl bahsedebileceğini bilmiyordu. O yüzden Lalita’ya doğru eğilip sadece, “Hadi git…” demekle yetindi.”
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Feridecik, sana bunları bütün çiğliğiyle söylüyorum.Mızmız tesellilerle seni bir zaman daha avutabilirdim.Ümitlerini yavaş yavaş,birer birer kırabilirdim.Fakat böyle yapmadım.Niçin biliyor musun? Mesleğim, yaşım bana bir kanaat verdi.Bir zehri insan,bir kerede yutmalı,ya ölür ya kurtulur. Zehri şurup,daha bilmem ne haltla karıştırıp yudum yudum içmek pis şey, iğrenç şey.Felâketi ağır ağır haber vermek testere ile adam kesmeye benzer.
Sayfa 327 - İnkılap Yayınları·Kitabı okudu
Gayet aklıbaşında görünüyor, insanlarla konuşuyordu; her şeyi ötekilerin yaptığı gibi yapıyordu, ama içinde igrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona. - - Öylesine yaşayıp gitti.
Sayfa 49 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Yirminci yüzyıl başında Rasim'in tarafsız tonuna nazaran mahbûb-perestî'ye ilişkin çok daha sert yargılara da rastlanıyordu. Ömer Seyfeddin'in aşağıdaki satırları, erkek homoerotizmi ile Muallim Naci'nin kişiliğinde somutlaşan divan edebiyatına dair değerlendirmelerin nasıl iç içe geçtiğini gösterir: Yüzlerini Şark'a doğru çevirerek yazan şairlerin hitaplarını, ahlarını, ohlarını, gazellerini, gözyaşlarını, umumiyetle kadınlar için zannedenler bir sünnet çocuğu kadar masumdurlar. O neslin son şairi olan Muallim Naci'nin, son neşrolunan Heder'lerini okuyunuz. Bugünkilerin ihtimal manasını bile bilmedikleri hat-âver, çâr-ebrû gibi ta'birler görecek, bazı soğuk telmihleri pek iğrenç ve ahlâksızca bulacaksınız.
Sayfa 132·Kitabı okuyor