Her şeye, size denen her karşı söyleme rağmen kişiliğinizi korumak hani kendiniz olmak mümkün müdür? Sadece meraktan...
Unutulan en önemli şey "Müziğin sesini duyamayanların dans edenleri deli sanması"dır.
“yalanların türlü türlü paketlendiğini, bazılarının süslü ambalaj kağıtlarına sarılarak bazılarınınsa daha özensiz biçimde sunulduğunu öğretmişti. Ama gerçekler daima çıplak ve sade olurdu. Yaşamın karmaşıklığına karşın gerçek hep basitti.”
“Bir keresinde zeki biri ona öfkenin su yüzeyinde salman bir şamandıraya benzediğini söylemişti. Öfkeyle ilgili düşündüklerin aslında suyun sadece yüzeyinde görünen şamandıradır. Ama zinciri takip eder, şamandıranın bağlı bulunduğu denizin dibine kadar inersen öfkenin gerçek nedenini anlarsın demişti.”
- "Sizce insanlar neden evleniyor olabilir?"
+ "Tutku?"
- "Hayır... Çünkü hayatımızda bir tanığa ihtiyacımız var. Gezegende milyarlarca insan yaşıyor. Peki bir tek yaşamın ne gibi önemi olabilir? Ama evlilikte her şeyle ilgilenmeye söz veriyorsunuz. İyi şeylerle, kötü şeylerle, korkunç şeylerle, sıradan şeylerle... Hepsiyle. Her zaman, her gün... Diyorsunuz ki, 'Senin yaşadığını fark eden biri olacak.' Çünkü ben varım. Hayatına tanıklık eden biri var, senin tanığın benim."
🎬Shall We Dance
“…TV’nin misyonu da bu şekilde net bir biçimde ortaya çıkmıştı: Toplumda mümkün olduğunca büyük bir öfke yaratmak, bu öfkenin maksimum paniğe yol açmasını sağlamak, böylece izleyici sayısını artırıp, reklam pastasından daha büyük pay almayı başarmak. İşin üzücü yanı da bu. Çünkü böyle de oldu.” “Düşüncesizce yapılan tartışmalar, fikir ayrılıklarını mümkün olduğunca derinleştirme gayreti, saçma sapan komplo teorileri, öfkenin, şiddetin övülüşü, her şeyde bir suçlu aranma anlayışı zamanla tüm kanallara hakim oldu.”