'Yıkık dökük evlere bakar ve içinde bir zamanlar yaşamış olan insanları hayal etmeye çalışırdım. Bir insanin bu denli çetin bir yaşamı neden seçmiş olabileceğini bir türlü aklım almıyordu. Bunu babama sorduğumda, her zamanki gizemli havasıyla bana doğrudan bir yanıt vermek yerine bu sırrı kendi başıma çözebilmem için bana sadece birtakım ipuçları verdi.
"Bunu onların seçtiği söylenemez. Biri yaşamak için böyle yükseklere çıkıyorsa bu, birilerinin ona aşağıda huzur vermediği anlamına gelir," dedi.
"Aşağıdakiler kim?"
"Patronlar. Ordular. Rahipler. Amirler. Duruma göre degişir işte."'
'Bunun sonucu da, mutluluktan havalara uçmaktan ziyade derin bir oh çekmek olurdu. Yukarida bizim için bundan başka bir ödül olamazdi. Oranın ötesine çıkamayacak olmamız dışında, zirvenin bize sunabileceği öyle özel bir şey
yoktu. Bir dere ya da köye ulaşmış olsam daha mutlu olurdum.'
'Demek ki suyun getireceği seyleri beklerken o yüzden nehrin yukarı tarafina doğru bakıyordu. Nehre daldığın nokta
şimdiki zamana karşılık geliyorsa, diye düşündüm, geçmis de senin üzerinden geçip giden suyun kendisidir, yönü aşağıya yani senin için artık hiçbir anlam ifade etmeyen bir noktaya doğru ilerlemektedir; oysa gelecek tehlikeleri ve sürprizleri beraberinde getirerek yukaridan inen sudur. Geçmiş nehrin asağısında, gelecek ise nehrin yukarısindadır. İste, o gün babama
vermem gereken cevap buydu. Kader, iyi ya da kötü, her ne olursa olsun, bize yukarıdan bakan dağlarda yasıyor.'
'Piero bana benzermiş, annem öyle söyledi. Sessiz ve düşünceli, ona başkalarını anlama yetisi veren bir duyarlılığa sahipmiş, ama bu aynı zamanda kendisinden daha güçlü karakterdekiler karşısında bir parça savunmasız kalmasına yol açarmış.'
'"Evet," dedi Bruno. "Annemle ben tıpatıp aynıyız." Sözlerini tartmak istercesine