Polisiye edebiyat, çoğu zaman gerilimi ve gizemi ön planda tutar. Ancak Kadir Koçyiğit’in Masumiyet Karinesi romanı, yalnızca bir suç hikâyesi değil; aynı zamanda hukuk ve insan hakları ekseninde düşündüren bir metin olarak dikkat çekiyor.
Ara ara kendimi hukukçu bakış açısıyla değerlendirmekten alıkoyamasam da, genel anlamda mahkeme ve savunma tasvirleri okuyucuya net ve akıcı biçimde aktarılmış. Masumiyet karinesi, ceza hukuku ve insan hakları hukukunun çekirdeğinde yer alan; hem anayasal hem de usulî bir ilkedir. Bu ilke, yazar tarafından okuyucuya oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmıştır.
Her ne kadar Baykuş Kudret’in lekelenmeme hakkı zaman zaman ihlal edilmiş görünse de, ön plana çıkan esas unsur - kitabın isminden de anlaşılacağı üzere - masumiyet karinesidir. Yazarın bu kavramı doğrudan başlık olarak tercih etmesi, bizi “suç”, “suçlu”, “hak” gibi kavramları daha ayrıntılı düşünmeye sevk ediyor.
Baykuş Kudret, her ne kadar kendini fazlaca beğenmiş bir karakter gibi gözükse de benim için “itici karakterler” listesine girmemiştir. Çünkü onda bulunan yüksek özgüven, boş bir özgüven değil; zekâsının ve donanımının bir parçasıdır. Talihsiz bir hayat hikâyesi olsa da çoğu zaman şansın da Kudret Bey’in yanında olduğunu görmek mümkündür.
Genel anlamda çok sık tercih ettiğim bir tür olmasa da yazarın dili ve kurgusu sayesinde bu kitabı hiç sıkılmadan, tek solukta okudum. Naçizane tek eleştirim - belki biraz da mesleki deformasyonun etkisiyle - soruşturma ve kovuşturma aşamalarının, sanığın savunmalarının kitapta biraz daha detaylı yer almasını isterdim. Mahkemenin bir celse daha atmasını, Kudret Bey’in uzun ve kapsamlı bir savunma gerçekleştirmesini, tutulmuş olduğu “soru yağmurlarından” kıvrak zekâsıyla nasıl sıyrıldığını daha ayrıntılı okumak isterdim.
Sonuç