Dünyanın sunabileceklerini kazanmak size geçici hazlar
sunar, ancak içinizdeki dünyanın üstesinden gelmekle, sonsuza
kadar kalıcı bir hazine kazanırsınız.
Kendine özgü bir varlık türüyüz. Bir yandan her birimiz ilerleme ve kendini geliştirme kaygısında olduğumuzu söyleriz, diğer yandan hiçbirimiz asla yanlış yapmış olmak istemeyiz. Bu insanı felç; eden bir çelişkidir. Eğer her zaman doğru isek ya da en azından yanlış yapmaktan korkuyorsak, o zaman öğrenmemiz gereken ne var?
Eğer bir şeyden kurtarılmamız gerekiyorsa, o zaman bizi kurtaran şey, kurtarıldığımız şeyin bir parçası olamaz. Bir başka deyişle, aslandan kaçmak için kaplanın sırtına atlayamazsınız. Yalnızca tilkiden kaçan korkmuş tavşan, kaplan ona sığınak sunduğunda, güvenli bir yer bulduğunu düşünebilir. Bu bize gösteriyor ki, tüm umutsuzca beladan kaçma girişimleri, genellikle başımızı daha beter belalara sokar. Dolayısıyla bu noktada şunu açık olarak bilmeliyiz: Sorunlarımızdan gerçek kurtuluşumuz, yalnızca sorundan daha yüksek bir seviyeden gelebilir. Ve yine de, herhangi bir çözümün gerçek olması için, o çözümün içimizde bir yerde olması gerektiğini anlamış olmalıyız, çünkü sorunlarımızın da gerçekte bulunduğu yer orasıdır. Ardından gelen soru, görünüşte birbirinden uzak ve ayrı iki kavramı nasıl uzlaştıracağımızdır: yukarıdan gelen kurtarma ve içimizden gelen çözüm? Yanıt sizi şaşırtabilir. Daha yukarıdan yardım alma söz konusu olduğunda, yukarısı ve içerisi tam olarak aynı şeydir.