Kitap hakkında pek az şey, benim hakkımdaysa pek çok şey aşağıda. Kitapla ilgileniyorsanız yazıyı geçmenizi, bir yabancıya beş dakikalığına ortak olmak istiyorsanız da okumaya devam etmenizi tavsiye ederim.
Herhalde hepimiz bu kitaba denk geldik; belki okulda okutulduğundan, belki o meşhur mutlaka okunmalı listelerinde başı çektiğinden, belki de sadece öylesine ne anlatıyor bu diyerek alıp okuduğumuzdan. Doğrusu ufak bir itirafta bulunmam gerekirse adından dolayı daha alt sınıf yaşantısına dair politik bir kitap okuyacağımı sanmıştım. Buzlu viski almak için yaşını saklayan bir oğlan çocuğunun sancılarını okuyacağım aklımın ucundan dahi geçmemişti. Ne bileyim işte adında tarla falan geçiyor sonuçta. Gerçi, beklediğim şekilde olmadığından dolayı mutluyum. Çünkü serseri Holden Caulfield, aynam oldu. Bu arada unutmadan söyleyeyim, bu bir kitap incelemesi veya analizi falan değil; bu sadece benim ne hissettiğim. Edebi kısım hiç bu kadar az umrumda olmamıştı açıkçası.
İnsanların içindeyim. Onlarca, yüzlerce insan var. Bunların bazılarıyla hayatımın bir noktasında tanıştım, özensiz koleksiyonuma ekledim. Kendimden mozaik yapmaya çalıştım, hani şu sevdiğim/tanıştığım her şeyin mozaiğiyim mevzusu, ama bir bakıma da ben sadece ben oldum. Kişilerin bir ortak çalışması değil yani. Yaşadığım her şey beni değiştirdi, itirazım yok diğer yandan bütün o dersleri tek başıma aldım. Her gece kafamı yastığa günün sonunda yalnız olduğumu bilerek koydum. Bir ay önceki ben bile benden farklı. Bir mozaiğim, pek çok açıdan, yalnızca kendimden oluşan. Mekanlar hiç değişmedi, tıpkı müzeler gibi, ben büyüdüm sonra da kendi omzumu kendim örttüm. Hani kitapta da diyor ya:
“Ama o müzedeki en iyi şey, her şeyin yerli yerinde kalmasıydı. Hiç kimse kıpırdamazdı yerinden. Oraya yüz bin kez
“Olgunlaşmamış insanların özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”
Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim.