Aylar önce okudum, izleri hâlâ taze… İncelemesini yazmak bugüne kısmetmiş.
Bu kitabı okurken kendimi hem tarihin içinde hem de derin bir sorgulamanın tam ortasında buldum. Yalnızca bir dönem hikâyesi değil; inanç, güç, manipülasyon ve özgür irade üzerine koca bir felsefe dersi gibi…
“Hiçbir şey gerçek değil, her şey mubah” cümlesi zihnime kazındı. Okudukça anladım ki, bu kitap sadece Hasan Sabbah’ın fedaileri hakkında değil; insanın gerçeği nasıl algıladığı ve bazen nasıl aldatıldığı hakkında.
Bazı cümleler var ki elimde kalem olmasa bile aklıma kazınıyor. Mesela:
“Biliyoruz ki ancak zerre kadar bir bilginin efendisiyiz. Kalan sonsuz büyüklükteki bilinmezliğin ise kölesiyiz.”
Bunu okuduğumda uzun süre durup düşündüm…
Bitirdiğimde sadece bir roman okumuş gibi değil, sanki zihnimde bazı taşlar yerinden oynamış gibi hissettim. Yavaş ilerleyen ama derinliğiyle sizi içine çeken bir kitap. Herkese göre değil belki ama düşündürmeyi seven herkesin mutlaka tanışması gereken bir eser. Fedailerin Kalesi Alamut
Osman Balcıgil’in kaleminden Celile, beni ilk sayfadan içine çeken, elimden bırakmak istemediğim bir kitaptı. Öncesinde Celile Hanım’ı sadece “Nazım Hikmet’in annesi” olarak biliyordum ama okudukça gördüm ki o; kendi hikâyesinin başrolü olan, sanatla, aşkla, cesaretle yoğrulmuş bambaşka bir kadın.
Balcıgil’in dili öyle akıcı ki, bir biyografi değil de roman okuyormuş gibi hissettiriyor. O dönemin İstanbul sokaklarında dolaşıyor, atölyelerde boya kokusunu duyuyor, vapur güvertesinde saçlarınızı rüzgâr savuruyormuş gibi yaşıyorsunuz satırları.
Celile Hanım; aşklarını da acılarını da göze almış, toplumun kalıplarına sığmamış, kendi doğrularının peşinden gitmiş. Onu sadece “Nazım’ın annesi” diye anmak, gerçekten büyük bir haksızlık.
Hem tarihi hem sanat dolu bir hikâye okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Akıcı, etkileyici, çok araştırılmış ve ruhu olan bir kitap. Osman Balcıgil yine harika bir iş çıkarmış.
CelileOsman Balcıgil