Beni Kuzey Kulesi’ne götürdüklerinde cebimde kollarımda takılı kalmış bu saç tellerini buldular. "Bunlar bende kalsın. Buradan bedenen kaçmama yardım edemezler belki ama ruhen firar etmeme yardım edebilirler." Onlara bu sözleri söylemiştim. Çok iyi hatırlıyorum.
O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o günler, tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki, kimileri iyi ve kötü şeylerin üstünlük derecelerini karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyorlardı.