Kitapta neredeyse hiçbir karakteri sevemedim ve bunun bilinçli olduğunu düşünüyorum. Yazarın Vişne Bahçesi oyununda da benzer bir şey olmuştu diye hatırlıyorum. Orada da bir karakteri sevmiştim sadece. Sosyal yaşamı çok iyi gözlemleyen Çehov, bunla ilgili bir eleştiri yapacağı zaman karakterlerin sempatik yanlarını biraz kısıyor bence. Serebryakov boğdu beni, duvarlara attı gerçekten. Gerçek bir karakter olsa - ki var böyle insanlar- sohbeti keser, sokakta yolumu değiştirir, gerekirse ülkeden kaçardım. Öyle boğan bir muhabbeti var her şeyden şikayetçi, yaşlandığı için komplekse girmiş ve sürekli herkesin bu komplekse ayak uydurmasını istiyor. Vanya ya da Voynitski, hayatı hakkında hiçbir aksiyon almayıp hep başkalarını suçluyor. Bence Vanya zaten Yelena'ya da aşık değil, sadece onu yoldan çıkarmanın arzusu içerisinde. Bundan haz duyacak ama bu da olmuyor. Vanya'nın hayatında gerçekten hiçbir şey olmuyor. Ama daha kötüsü olur gibi olurken birden yine olmuyor, bence onu gerçekten çıldırtan da bu. Yine de takdir ettiğim bir özelliği var, kendisi hariç herkese karşı dürüst, kimseye yalancı içtenlikler sergilemiyor. Rus edebiyatında bu daha fazla var bence. Mesela ingiliz edebiyatında gereksiz ve samimiyetten uzak bir sevgi ve ilgi dönüyor sürekli, iki yüzlü ve ikircikli bir yalancı samimiyet, beni hem yazında hem de yaşantıda çok rahatsız ediyor.
Sonya bence tatlı bir karakter, bir tek onu sevdim desem yeridir. Saf niyetli, iyi kalpli ve müşfik. Buna rağmen - belki de bunun yüzünden- mutlu olamıyor. Hayat biraz da böyledir. İyilik her zaman karşılık bulmaz, ama zaten karşılık için de yapılmaz.
Astrov hakkında yazmak istemiyorum, ama yazmak istemediğimi yazmak istiyorum. Tek kelimeyle iğrenç birisi.
Toplumsal eleştirilerden ziyade karakterlerin derinliklerini izlemek bana