Dış baskısından dolayı birkaç kez okumayı ertelemiş olsam da farklı farklı hikayelerden oluştuğu için okuması keyifli ve sürükleyiciydi. Son hikaye en beğendiğimdi.
Kitabın üslubu ne kadar farklı olsa da sürükleyici. Cümleler çoğu zaman devrik fakat karakterin kimlik arayışı bu sayede çok iyi anlatılmış. Dediğim gibi anlatım ne kadar iyi olsa da çoğu yerde sıkıldım. Vurucu birkaç cümle bulunuyor.
Öğretmen olmak istemeyen Patti adındaki kız ailesinden uzaklaşarak yeni bir yaşama başlar. Hayattaki hedefi sanatla uğraşmak olan Patti günlerce sokakta yatar, iş arar ve yeni insanlarla tanışır. Robert ile yolları, çalıştığı mağazada kesişir. Robert ressam, Patti ise şairdir. Aynı zamanda müzik ile de ilgilenir. Zaman içinde farklı yerlerde yaşasalar da yaşamlarında birbirlerine destek olurlar. Kitap iki insan arasındaki çekimin müthiş bir yansımasını anlatmış. Zaten Robert'ın anısına yazılmış. Sürükleyici bir roman ve sanatın kollarına dair birçok farklı bakış açısını görme fırsatı buluyorsunuz. Uzun zaman sonra okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Doğum günümü daha anlamlı kıldı.
Küçük yaşlarda tümörle karşılaşan Deborah'ı asıl etkileyen yahudi ırkına karşı olumsuz fikirlerdi. Bu düşüncelerin negatif etkisi kızın kendini diğerlerinden farklı görmesini sağlıyordu.Üstün zekalı teşhisi konan 16 yaşındaki kız bir gün intihar girişimi sonrası akıl hastanesine kapatıldı ve şizofreni tanısı kondu.
Kitap akıcı, hikayeyi kavradığımda bana "Veronica Ölmek İstiyor" kitabını çağrıştırdı. O kitabı bitirmiştim fakat bunu bitirmedim. Kızın kendi yarattığı bir dünya var kafasında ve sürekli bundan bahsediyor. Bu,beni okurken çok sıktı. Kısaca önermiyorum.