…acıya karşı en korunmasız olduğumuz zaman, sevdiğimiz zamandır; en çaresiz olduğumuz zaman ise, sevdiğimiz nesneyi ya da onun sevgisini yitirdiğimiz zamandır.
Fantazi tatminleri içinde ilk sırada, sanatçı aracılığıyla kendisi yaratıcı olmayan kişiler için bile ulaşılabilir kılınan sanat eserlerinden alınan zevk gelir. Sanatın etkisine açık kişiler için, buna, haz kaynağı ve yaşamsal teselli olarak ne kadar değer biçilse azdır. Ama sanatın sağladığı hafif narkoz, yaşamın sıkıntılarından geçici bir uzaklaşmadan fazlasını veremez ve gerçek sefaleti unutturacak kadar güçlü değildir.
Her türlü gereksinimin sınırsızca tatmini en cazip yaşam tarzı olarak görünse de, böyle bir yaşam hazza öncelik tanıyıp ihtiyatı gözardı etmek demektir ve kısa bir süre sonra bedelini ödetir.
Bereket Denizi serisinin üçüncü kitabı olan Şafak Tapınağı; serinin diğer romanlarına göre olay örgüsünün geri planda kaldığı daha çok Mişima’nın Honda karakteri üzerinden dini görüşünü, yeniden doğuşa dair düşünce ve hislerini aktardığı bir eser. Mistisizmin, Budizm felsefesinin yoğun olarak hissedildiği romanda artık elli yedi yaşında başarılı bir avukat olan Honda’nın hayatını gözden geçirişini ve bastırdığı tutkusunun, yaşam arzusunun ortaya çıkışını okuyoruz. Şafak Tapınağı hayata dair soyut meseleleri ele alması ve serinin arka planındaki bütün ideolojiyi yansıtması nedeniyle, seri içinde tamamlayıcı ve kıymetli bir yeri olduğunu düşündüğüm bir roman.