“Bu sabah uyandığımda sen hala uyuyordun. Uyanır uyanmaz yumuşak soluğunu duydum. Dağınık saçlarının altında kapalı gözlerini gördüm, bu beni derinden etkiledi. Haykırarak seni uyandırmak istedim ama öyle derin bir uykudaydın ki... Loş ışıkta tenin capcanlı, öyle sıcak ve tatlı ışıldıyordu ki öpmek istedim ama seni uyandırmaktan korktum... Uyanırsın diye kollarıma almadım. Bunun yerine kimsenin benden alamayacağı, sadece benim olan şeyle yetindim: senin sonsuz görüntünle. Yüzünün ötesinde, tüm ömrümün ışığında bizim saf, güzel halimizi gördüm: geleceği ve hatta bütün geçmişimizi. Bu en mucizevi olaydı; ilk kez hep benim olduğunu hissetmek, senin sıcaklığın, düşüncen ve isteklerinle bu gecenin sonsuza kadar süreceğini hissetmek. Lidia, o anda seni ne kadar sevdiğimi fark ettim. Duygularımın yoğunluğu beni ağlattı. Bunun asla bitmemesi için ömrümüz boyunca böyle kalmalıyız. Sadece yakın değil, birbirimize ait halde. Tek tehdit alışkanlığın yaratacağı bir kayıtsızlık olacaksa da hiçbir şeyin bozamayacağı bir halde.
O anda sen uyandın, tebessümle, kolların boynumda, beni öptün. Ve artık korkulacak hiçbir şey olmadığını hissettim. Hep o anki gibi kalacaktık; zamandan ve alışkanlıktan bile güçlü bağlarla.”
- bu mektubu kim yazdı?
- sen yazdın.
Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.
Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
artık sonsuza dek yitirdiğimizi
büyünün bitişini,
hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
çok gereken yıllarda da fırtına
nasıl yaşanır onu anlatacağım.
Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım?
“You know I've had my head tilted up to the stars for as long as I can remember. You know what surprised me the most? It wasn't meeting them. It was meeting you.”
“Hayır, sen kariyerinden ibaret değilsin, muhteşem vücudun değilsin, anne veya baba veya bilge kişi veya ebedi hemşire değilsin. Sen kendinsin, kendi özünsün. Bunun etrafına bir çizgi çiz: Diğer şeyler, dışarıda kalanlar sen değiller; onlar yok olabilir, ama sen hâlâ var olacaksın.”