“Hayır, sen kariyerinden ibaret değilsin, muhteşem vücudun değilsin, anne veya baba veya bilge kişi veya ebedi hemşire değilsin. Sen kendinsin, kendi özünsün. Bunun etrafına bir çizgi çiz: Diğer şeyler, dışarıda kalanlar sen değiller; onlar yok olabilir, ama sen hâlâ var olacaksın.”
Cervantes, okuyucuların macera romanı düşkünlüğünün zihin tembelliğinden kaynaklandığını tespit etmişti. O dönemlerde İspanyollar, geri kalmış ülkelerinin kalkınması, sosyal düzeninin yeniden tesisi, milleti ekonomik sosyal, kültürel alanlarda da yükselmesi yolunda ciddi çözümler arayışında değillerdi. Bu alanlarda tamamen hazırlıksızlardı. Çünkü bu konularda ne bir fikre, ne bir duyguya ne de bir niyete sahiptiler; olmak da istemiyorlardı. Toplumun büyük kısmı, zamanının çoğunu hayal ürünü macera romanlarıyla geçiriyor, böyle yaparak da bir şey yaptıklarını zannediyorlardı.
“Zihinsel çok yönlülüğün değişim, tehlike ve belanın telafisi oluşu, gözden kaçırdığımız bir doğa yasasıdır. Çevresiyle kusursuz bir âhenk içinde yaşayan bir hayvan, mükemmel bir mekanizmadır. Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan paylarını alırlar.
“İnsanları korkutup ahmaklaştırıyorlar, gözlerini kör ediyorlar sonra birbirlerine kırdırıyorlar. İnsanları sopa, taş, silah şekline sokuyorlar ve buna da ‘Devlet’ diyorlar.”