Hepsi boş bu işlerin... seni bana yabancı yapan ne varsa boşa, kuleler dikiyorlar boyuna, askerler diziyorlar karşılıklı, neymiş sizin taraf bizim taraf... o kulelerin arkasında herkes birbirini yiyor, set de çeksen, araya derya deniz de sığdırsan fark etmez çiğ süt emmişiz hepimiz hiçbir şey bulamasak kendi kendimizi yeriz.
"Demiş miydim evvelden, sevgi bir kuştur gelir az ötene konar, gidip tutayım dersin, hop bir de bakmışsın uçmuş dama konmuş, sen peşine düştükçe o kaçar durur. Öyle işte... Bak, göçmen kuşlar, geliyorlar."
Mutlu aile olur mu evlat? Yakmayan ateş gördün mü sen? Bak ağaçlara, onlar öyle mi? Bir ağacın gövdesine dokununca, kökünü görünce anlarsın; tek başınadır. Baba, oğul diye bir şey yok; hepsinin kökü kendine.
Aile nedir sence? Leş kokulu bir mikrop böyle kan kusturan, insanın içini sinsice sarıp çürüten, öldürmeyip de süründüren bir illet. İşte bu kasaba da o illetin karantinası, hastalığın kapanı. Tepemizdeki rüzgar niye bu kadar deli sanıyorsun, başka yerde böyle mi? Kokumuzu dağıtmak için. Çürüyoruz burada, tıkılmış kalmışız.