Ölümü mâtem değil de "Şeb-i Arûs: Düğün gecesi" hâline getirebilmek, şerefli bir hizmet hayatı ile ölmesini bilenlerin kârıdır. Onlar ölmeden evvel ölmenin sırrına vakıf olmuş bahtiyar kullardır.
Öte yandan bir hizmet insanı, hizmetteki kardeşlerinin hazzını, kendi hazzına tercih etmesini de bilmelidir. En azından din kardeşini, kendi hizmet hazzına ortak etmelidir. Israrla bütün hizmetleri yalnız ben yapayım düşüncesinde olanlar, çabuk yorulurlar, sadırları daralır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlarlar. Hubb-i riyâset, yani baş olma sevdâsının esiri olurlar. Halbuki Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah Teâlâ bana; «Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç kimse diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın.» diye vahyetti." (Müslim, Cennet, 64)
Hâsılı biz, tohumu toprağa koyarız, lakin onun muazzam bir çınar olması veya çürüyüp gitmesi arasındaki takdîr ve tecellî Yüce Rabbimize aittir.
“Tevfik Allah’tandır…”