Yine de zaman geçiyordu; insanları hiç düşünmeden, dünyada gidip geliyor, güzel şeyleri solduruyor; ve henüz adı bile konmamış yeni doğmuş bebekler de dahil olmak üzere hiç kimse onun elinden kurtulamıyordu.
İnsanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Genç adamın gözlerine bakarak, kuvvetle elini sıktı, bu hareket belki de böyle gitmemesi, onu affetmesi, artık yiten şeyleri yeniden denemeleri için bir çağrıydı.
O da, dikkatle genç kıza baktı ve:
“Hoşça kal. Gitmeden önce görüşeceğimizi ümit ederim.” dedi.
İkisi de her şeyin bitmiş olduğunu anladı. Şimdi bir kez daha birbirlerinden uzaklaşmışlardı, aralarında bir boşluk oluşuyordu, birbirlerine dokunabilmek için ellerini uzatmaları boşunaydı, giderek daha da artıyordu.