Hepten hiç olunur ama hiçten sonra hep olunmaz
Çevrede yılın ilk düğünü oldu ve ilk kezlerden birisinde evde kaldık. ((: Çoğu şeyin modası geçiyor ya da bir şekilde evrimleşiyor ama düğünler çoğunlukla hep aynı kaldı. İnsanlardaki genel bozulma, kalabalık etkinlikleri daha çekilmez ve sıkıcı hâle geliyor. Bir de mesafe girmiş artık, gitsen ne gitmesen ne? Gitmesem de güzel niyetlerde bulundum tabi ki ama bu şeyler artık bana fazlasıyla boş gelmeye başladı. Bazen empati amacıyla da düşündüm "Mutluluk hasetliğimi var yoksa, gizli sinsi bir pislik miyim ne diye bu şeyleri anlamsız ya da vakit kaybı görüyorum? Ben birini sevince ve onunla evlenmeyi düşündürürse böyle mi olacaktı?.." Benim hayallerimin en ileri versiyonu sadece sevgili olmaya kadar gitmişti. O derece imkansız ve tuhaf geliyor. Ya da bazen diyorum "Evlenmeyi düşündüren insan da tamam, cidden bu saçmalıklarla uğraşacak mıyız? Düğünü kendi içimizde ve birbirimize bakarken yaşarsak yetmez mi? Allahım umarım güzel akıllı, sade ve öz düşünceli ve de öyle yaşayan birisi olur." Böyle olaylar aslında çok özelken kalabalıkla sıradanlaşıyor, bilmiyorum ben hâlâ zorundalık dışındaki kalabalıklara alışıklık gösteremiyorum. Ama yakınlarımdan birisi evlendiğinde onun tatlı heyecanına ortak olmayı da çok isterim o ayrı. Az ve öz anlayışına sahip olarak çekirdek aile ve en sevilen başka yakınlar olarak sınırlandırırdım. Çünkü olayın öznesi benim ve sadece sevdiklerimin olması yeterli. Ki günümüzde çoğu davetiye ayıp olmasın diye geliyor hissi de veriyor bazen; Onlar da ayıp olmasın diye gidiyor. Öyle bir kısır döngü. (: Güzellik merkezlerinde çalıştığımda gelini hazırlamak çok zaman alıyordu ki önceki hazırlıklar? Bana hiç samimi ve doğal gelmiyor. Heyecana bir şey dememem ama hem vakit kaybına hem de o kadar boş uğraşmaya derim. Bu arada işe girmeyi değil, işten
Duygu ve Düşünce
Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, Küçükleri korumak, büyüklerini saymak, Yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe Durmadan yürüyeceğime and içerim. Varlığım Türk varlığına Armağan olsun. Ne mutlu Türk'üm diyene!
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Böylece eylemlerimizi, konuşmalarımızı ve davranışlarımızı bastırırız. Ancak zincir yine de alttan alta işlemeye, taleplerini dile getirmeye, iddiasını ileri sürmeye devam eder ve bu da nevrotik semptomun aracılığı ile olur. İşte bu şekilde, bastırma nevrozun ana kaynağıdır." - Jacques Lacan Lacan'ın burada vurguladığı nokta, nevrotik semptomun öznenin başarısızlığı değil, bastırılmış bir hakikatin geri dönüş biçimi olduğudur. Özne, benlik idealiyle, ahlaki talepleriyle veya Öteki'nin beklentileriyle uyuşmayan arzu ve taleplerini bilinç alanından uzaklaştırmaya çalışır. Fakat bastırılan şey ortadan kalkmaz. Freud'un ifadesiyle, bastırılan her zaman geri döner; Lacan'ın diliyle söylersek, gösteren zinciri işlemeye devam eder. Bu nedenle analizde sık karşılaşılan bir durum vardır. Analizan, bazen farkında olmadan, bazen de oldukça bilinçli bir biçimde, kendi arzusuyla ilişkili belirli talepleri analistten saklar. Bunlar çoğu zaman öznenin en fazla yatırım yaptığı ideal imgesiyle çatışan taleplerdir. Çünkü özne, arzusunun hakikatinden çok, kendisi hakkında kurduğu ideal anlatıyı korumak ister. Ancak gösteren zinciri bu sansürü kabul etmez. Söylenemeyen şey, başka yollar bulur. Eğer talep söylem içerisinde yer bulamazsa, semptom aracılığıyla konuşmaya başlar. Eğer semptom da yeterli olmazsa, acting-out biçiminde sahneye çıkar. Böylece özne, söyleyemediği şeyi eylemeye başlar. Analitik deneyimde semptomların şiddetlenmesi ya da acting-out'ların ortaya çıkması çoğu zaman bu bastırılmış talebin yeniden dolaşıma girmeye çalıştığının göstergesidir. Bu nedenle analitik çalışmanın en hassas noktalarından biri, öznenin ne söylediğini dinlemek kadar, neyi söylememekte ısrar ettiğini de duymaktır. Çünkü bazen analizanın en önemli malzemesi, anlattıkları değil,
!!ÖNEMLİDİR!!
Bir ucube yazdı, tanışmak bahanesiyle ve ilk başta fazla takmadım. Ardından bu uygulama fazla kastığı için Instagram'a geçtik. Ancak kendisi saçma sapan davranmaya devam etti, hatta daha ileri de gitti. Ardından isyan ettiğimde ise küfürler savurdu. Maalesef korkak bir ucube olduğu için engelledi etiketliyemiyorum @alicetin33 1. Hakaret suçu (TCK m.125) Bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte sözler sarf edilmesi hakaret suçunu oluşturabilir. Yazılı mesajlar da bu kapsamdadır. Hakaret suçunun, mağduru muhatap alan yazılı ileti yoluyla işlenmesi hâlinde aynı madde uygulanır. 2. Cinsel taciz suçu (TCK m.105) Cinsel amaç taşıyan, kişinin rızası olmaksızın gönderilen rahatsız edici mesajlar cinsel taciz kapsamında değerlendirilebilir. Elektronik haberleşme araçları kullanılarak işlenmesi hâlinde cezanın artırılması söz konusu olabilir. 3. Israrlı takip (TCK m.123/A) Kişinin istememesine rağmen iletişim araçları üzerinden ısrarla temas kurulmaya çalışılması ve bunun ciddi huzursuzluk yaratması durumunda israrlı takip suçu gündeme gelebilir. EKRAN GÖRÜNTÜLERİNDE TESPİT EDİLEN HAKARET VE TACİZ İÇERİKLİ İFADELER Cinsel içerikli ve aşağılayıcı ifadeler: "Kokuşmuş fahişe" "Fahişe olduğun belli" "Sanaldan amını götünü verip boşaltmışsın çocukları" "Tekmeyi götüne koymuşlar" "Ananı s...tiğimin kancığı" "Çirkin orospunun tekisindir"
1000Kitap
Çevir tarihin son yaprağını İleri hep ileri Yıldızlara erişmenin zamanıdır.
Öz düşüncelerim
Sevmek zamanı filminden bu repliğe bir bakın; "Halil: Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım. Meral: İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim. Halil: Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın. Meral: Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor. Halil: Evet. Bu korku sevdiğim bir şeye ebediyen sahip olmak için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor. Ve ebediyen bakacak. Meral: Ben de sana bakmak istiyorum. Halil: Hayır. Benimle resmin arasına girme. İstemiyorum seni. Ben senin sadece resmine aşığım." Bazılarımız sadece surete aşıktır, çünkü kırılmaktan korkarlar bu çok acı çünkü sevmeyi ve sevilmeyi öğrenemeyecekler.
Duygu ve Düşünce