“Peki ya sen?” diye sordu amca. “Merakımı mazur gör ama bu yeni felsefenle nasıl rahat bir hayat sürmeyi düşünüyorsun?”
“Ülkemde yaşayan herkesin, hatta sırtını asalete dayamış olanların bile, yaşamını idame edebilmek için bir gün yapmak zorunda kalabilecekleri şeyi yapacağım; yani çalışacağım.”
Bir de köyün perperişan insanları vardı; tamamı yoksuldu, çoğu kapısının önünde oturmuş akşam yemeği için boş soğanları doğruyordu, bazıları da çeşmenin başında oturmuş, topraktan çıkan, yenilebilecek türden ot ve yaprakları yıkıyorlardı. İnsanların neden bu denli perperişan olduklarını açıklayan bariz işaretler yok değildi; devlete ödenecek vergiler, kiliseye ödenecek vergiler, toprak sahiplerine ödenecek vergiler, genel ve yerel vergilerle ilgili bu küçük köye asılmış olan ciddi levhalara bakıldığında, insan, tümden yenilip yutulmamış bir köyün kalmış olmasına hayret ediyordu.