Puan vermedi·%80 (402/501 syf.)··
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 08:14
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur. Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim. Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,680 okunma
“Dönüşüm” için ne kadar dirençliyiz?
Puan vermedi·74 syf.··
2026 10. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 06:44
“Dönüşüm” bir adamın yalnızca böceğe dönüşmesini anlatan tuhaf bir hikaye değil. Aynı zamanda yabancılaşma, bireyin kimlik kaybı, aile ilişkileri, toplumun insanı faydası kadar sevmesi, değersizlik hissi üzerine düşünmeye sevk eden oldukça güçlü bir metin. İlginç olan Grego bir böcek olarak uyandığında ilk tepkisinin “Bana ne oldu?” değil “İşe nasıl gideceğim?” Olmasıdır. Kafka bize insanın çalışma düzeni içinde nasıl makineleştiğini daha ilk sayfalarda sorgulatıyor. Ailenin geçimini sağlayan tek kişi olduğu için artık çalışamayacak olması aile üyelerinin ilgilerinin ve sevgilerinin giderek azalmasına neden olur. Yani aslında insan yalnızca ürettiği kadar değerlidir. Kafka, Grego ’nun fiziksel dönüşümünü bir metafor olarak kullanarak, insanın yaşadığı içsel değişimlerin başta en yakınları olmak üzere çevresi tarafından her zaman kabul görmediğini gösterir. Çünkü çoğu zaman insanlar bizi olduğumuz kişi için değil, kendi hayatlarındaki rolümüz ve onlara sağladığımız fayda kadar sever ya da reddederler. Bu nedenle dönüşüm çoğu zaman sancılıdır. İnsan değiştikçe yalnızca kendisiyle değil, onu belirli bir kalıba yerleştirmiş olan çevresiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Değişim; direnç, çatışma ve hatta kayıplar getirebilir. Belki de bu yüzden Dönüşüm, bir adamın böceğe dönüşmesinden çok, insanın kendisi olmaya çalışırken ödemek zorunda kaldığı bedeli anlatır. Kafka, Grego Samsa’nın hikâyesi üzerinden bize rahatsız edici ama önemli bir soru bırakıyor: “Bizi gerçekten kim olduğumuz için mi seviyorlar, yoksa hayatlarındaki işlevimiz kadar mı?”
1000Kitap
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·139 syf.··
2026 42. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:00
Oğlumla iki farklı çocuk kitabına başladık. Bitirince değiştireceğiz. Ben dayanamadım 3-4 saatte bitirdim. Oğluma öyle bir anlatmışım ki yavrum elindekini bitirmek için uğraşıyor. İlk 20-30 sayfadan sonra olaylar büyük bir hızla başlıyor. Çocuklar için hayal gücünü, teknolojiyi, yapay zekayı çok ilginç hale getirmesini aşırı sevdim. Verdiği mesajları ayrı beğendim. Zorluklarla boşa çıkma, yeniden başlama, barış, dostluk, güven, aile bağları gibi temaları çok güzel işlemiş. Çaktırmadan hikâyenin içine yerleştirilmiş her biri. Ablanın kardeşi için hissettikleri, çocukların güçlü yanlarını fark etmeleri, kendinden küçüklerde var olan güçleri kabul etme, ekip çalışması, dikkat de olay örgüsüne çok güzel yerleştirilmiş. Her zaman her yerde olduğu gibi bir kötü çıkıp bütün ülkenin hatta bütün gezegenin barış içinde yaşamasını mahvediyor hikâyede. Neyse ki Galaktik Barış Elçileri var. Kraliçe Serapha'nın ülkesinde halkı için geniş yaşam alanları açması, kütüphanenin kutsal sayılması sanırım benim için en özel kısımlardı. Kral Vor-An' ın ülkesinde teknoloji savaş için kullanılmayınca, teknolojinin doğru kullanıldığında nelerin icat edilebileceğinin vurgulanması ise çocuklar için hayati önemli bence. ( Sadece bu mesaj için bile çocuklar bu kitabı okumalı.) Hikâyede tek sevmediğim şey (bu da sanırım benim özel durumumdan kaynaklanıyor.) çocukların annelerinin bir hastalık sonucu ölmesi. Bu yaş çocukların kitapta ölümlerle tanışmasını sevemedim. Bakalım Göktuğ, Gökçe, Atilla ve Şüheda galaksiden dünyaya dönebilecek mi? Ne dersiniz?
Nyrathos SerüveniMuhammed Selman Anasal · Kent Kardeş Yayınları · 20263 okunma
Arâf'ta Bir Çocuk
Puan vermedi·136 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:15
Zülfü Livaneli'nin Arafat’ta Bir Çocuk kitabını yeni bitirdim. Kitapta toplam 8 tane hikâye var. Hikâyeler toplumsal travmaların, çıkışsızlığın ve aidiyet sancılarının edebi bir sığınağı bence. Kitabın sonundaki "Zülfü Livaneli'ye Arafat'ta Bir Çocuk İçin Sorular" kısmında, neden "öykü" yerine "hikâye"kelimesini tercih ettiğini şu samimi açıklamalarla ifade ediyor: Ben aslında "öykü" yerine "hikâye" demeyi yeğliyorum. Çünkü öykü, "öykünmek" kokuyor, yeteri kadar sıcak ve yerli değil. Hikâye ise "Dinle neyden kim hikâyet etmede" dizesinde görüldüğü gibi şiirsel ve köklü, bize ait. Bu yüzden izninizle "hikâye" diyeceğim. Bu tercihiyle Livaneli, biz okurları daha en baştan kendi kültürel ve tarihsel hafızasına davet ediyor. Kitabın ismiyle ilgili de ilginç bir detay var. Bizim Arafat’ta Bir Çocuk diye okuduğumuz ismin asıl mimarı Yaşar Kemal Livaneli "Arâf olması gerekmiyor mu? diye sorduğunda Yaşar Kemal o meşhur samimiyetiyle şöyle demiş. "Halk 'Kaldım arafatta' der. Yalnış bile olsa güzeli budur." demiş :) Hikâyeler, ağırlıklı olarak 1971 darbesi sonrası dönemi anlatıyor.Hikâyelerdeki karakterler, iki dünya arasında, bir çıkışsızlık döngüsünde sıkışıp kalmışlardır. Gurbet, mültecilik, hayal kırıklığı ve derin bir yalnızlık... Livaneli'nin dili o kadar akıcı ki bir çırpıda bitiriyorsunuz hikâyeleri. 1978 yılında yayımlanan bu eser, aslında sadece bizim coğrafyamızın değil, dünyanın da ortak acılarını dile getirmiş. Zaten Almanca ve Farsça gibi birçok dile çevrilmesi de bunun bir kanıtı. Zülfü Livaneli'nin o halkın içinden gelen samimiyetini, sanatçı duyarlılığını seviyorum ben. Eğer biraz hüzünlü ama bir o kadar da sahici bir şeyler okumak isterseniz, tavsiye ederim. #İyiGeceler #1000Kitap
Arafat’ta Bir ÇocukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202110,1bin okunma
Fakir ama gururlu...
8/10
·195 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:28
Hani bizim kültürümüzde çok bilindik bir tabir vardır ya: "Fakir ama gururlu..." İşte bu kitabı okurken, tam olarak öyle bir karakterin hayatını izliyoruz aslında. Cebinde tek bir kuruşu bile yokken sokakta bulduğu parayı başkasına verebilecek kadar asil, en değerli eşyalarını rehin bırakırken bile o dik duruşundan, karakterinden asla ödün vermeyen bir roman kahramanı var karşımızda. "Kahramanımızın adı ne?" derseniz, söyleyemiyorum; çünkü kitap boyunca adı hiç geçmiyor. Sadece bir bölümde, o da mecbur kaldığı için uydurma bir isim kullanıyor, o kadar. Karakterimizin öyle ilginç psikolojik gelgitleri var ki... Bazı zamanlar cebindeki üç beş kuruş parayı ya da midesine giren tek lokma yemeği hem cebine hem de bedenine resmen yük olarak görüyor. Para bulduğu veya karnını doyurduğu anlarda Tanrı'ya şükrederken, sadece birkaç saat sonra aynı Tanrı'ya isyan edebiliyor. Dini anlamda pek bir tutarlılığı yok anlayacağınız; hatta dine oldukça uzak olduğunu bile söyleyebiliriz. Zaten romanda daha önce gittiği yerlere defalarca uğrarken, bir rahibin yanına sadece tek bir kez gidiyor; onda da rahibi yerinde bulamayınca arkasını dönüp gidiyor ve bir daha asla oraya adımını atmıyor. Sayfaları çevirirken aç bir insanın psikolojisini, o anlık duygu değişimlerini, gururla çökmüşlük arasındaki o ince çizgiyi sonuna kadar, iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Dört bölümden oluşan bu eserde, alışılagelmiş o klasik giriş, gelişme ve sonuç bölümleri yok bana göre. Biz sadece, 1890'lı yılların Norveç'inde, hayatın kendi akışı içinde açlıkla boğuşan bir insanın, normalde görmediğimiz, bilmediğimiz sokaklarda ve köhne mekanlarda hayatta kalma mücadelesini okuyoruz.
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
8/10
·151 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
229 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:42
Şu ana kadar okuduğum en ilginç kurgulardan biriydi şüphesiz. Boşluğa düştüm. Kurgunun vermek istediği mesajlardan ziyade karakterlere odaklandım ben. İki çocuğun da zihinsel olarak farklı olması, bu yüzden yaşadıkları zorluklar, yol açtıkları zorluklar, ve gördükleri şiddetin beyin kimyalarını nasıl değiştirdiği.. Bilmiyorum beni çok sarstı. Psikolojik içeriği açısından hem beğendiğim hem de çok içimi burkan bir kurgu oldu. Unutamayacağım kitaplar arasında... Ah şibong..
Edebiyat & Roman
Özür DilerizLee Ki-ho · Othello Yayıncılık · 2022211 okunma