Güllü Bahçe
Kemallettin Tuğcu'nun Güllü Bahçe hikayesini okuyorum. Dikkatimi çeken çok ilginç bir şey oldu. Kitaptaki çocuk babasından söz ederken babasının tarlada ev yapabilmesini, traktör sürmeyi bilmesini, toprak sürmeyi bilmesini okumuş olmasına bağlıyor sürekli. 'Babam okumuş bir adam olduğu için' ile başlıyo cümleler. Eskiden okumanın ne demek olduğunu gösterdi kitap bana bizim eğitimimizle onlarınkini kıyasladım ve üzüldüm bizim için. Bütünleşmiş bi sistemleri varmış. Çok hoşuma gitti.
Edebiyat
Her insan seni bambaşka bir şekilde tanıması çok ilginç değilmi. Birine göre sessizsin,, Birine göre delisin,,, Birine göre sıcak,, Birine göre uzak,,, Hepsi de doğru.... Çünkü kim olduğun kiminle olduğuna göre değişiyor,,,
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Duygulara Tercüman -4
1000Kitap’ta ilginç bir doğa olayı gözlemledim efenim. Sadece kadınları takip eden erkek kullanıcılar var. Sadece erkekleri takip eden kadın kullanıcılar da var. Arzunun Evrimi ’ni okuyan bir vatandaş olarak çıkarım yapasım geldi. Acaba farkında olmadan herkes kendi üreme alanını, eş seçimi havuzunu mu oluşturuyor? (1000kitap havuzu)😂 Neticede konu kitaplar olunca insanın aklına yazarlar, türler, okuma zevkleri falan geliyor. Bazılarının aklına ise nedense doğrudan karşı cins geliyor. Tamam bunun üzerine kadınlar olarak çok rahatsız durumlar yaşadık!! Tabii okuma odaklı bir platformda insanların kimi neden takip ettiğini sorgulayınca uzaktan uzağa bazı “özgürlüğümüze karışamazsınız” nidaları da duyacağım biliyorum😅 Karışmıyorum efenim. Sadece belgesel anlatıcısı edasıyla gözlem yapıyorum. Gözlemcilik ve detaycılık 🤦🏻‍♀️ (mesleki deformasyon diyelim) Doğada her canlının kendine özgü davranış biçimleri vardır neticede… 😅
1000Kitap
90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz?
Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç
Makale|Yazı
Kahvemi kimse bilmiyor. Çicek zevkimi de, müzik zevkimi de. Ama nasıl yaşamam gerektiğini herkes biliyor. Ne ilginç ama..
Alıntı
Varsa ilginç bilgiler alalım.
1K