Belki yanlış ile doğruyu ayırt etmekten çok yeni ve ilginç olanı ödüllendirmek, yaratıcı bir ekonominin gereksindiği yeteneklerin gelişimine daha fazla katkı sunabilir.
“İlginç. İşte benim evim. Kapıya kadar yarışalım." Bir anda koşmaya başladı.
"Hey!" Onun arkasından ben de koşmaya başladım. Ona yetişene kadar adımlarımı genişlettim ve onu geçtim. Kapıya varana kadar yavaşlamadım. Kazanmanın sevinciyle arkama döndüm. "Seni yendim!" (ben bunları shipledim bile xjdjd)
Ahmed Rasim'in edebiyat anılarında bu tartışma, o dönemin edebi tarzları, edebiyat çevresinin ilginç kişilikleri ve homoerotik hikayeleri arasında anılır. Rasim, Naci'nin "tenzihü'l-ahlâk" (temiz ahlaklı) bir kişi olduğunu, hakkında edebe mugayir bir söz işitmemiş olduğunu söyler. Her ne kadar söz konusu Naci olduğunda mahbûb-perestî'yi ahlak ve edebe aykırı bir eğilim olarak ansa da, aynı anılarda dönemin meşhur şairlerinden Mehmed Celal'in erkek bir hizmetçiye kapılıp evden kaçmasını herhangi eleştirel bir yoruma yer vermeden aktarır. Mehmed Celal, Rasim'in anlatısında anadan doğma bir şair, şiirin ve kadın erkek fark etmeksizin aşklarının peşinde bir divane, hayalperest bir tip olarak karşımıza çıkar. Selim Sırrı Kuru'ya göre Rasim'in çelişkili görünen tutumu, yazarın erkek homoerotizmini bu iki şairin hayat hikayelerine atıfla anlamlandırdığı çerçeveler ile açıklanabilir.
Bir kere biyolojik beyninizin bir sinir kavşağından diğerine elektronik kopyası, bir düşünce silsilesini kendi kafatasınızın içindeki bileşenlerle yürütüldüğünde sarf edilecek bir yıllık zaman yerine sadece otuz saniyede halleder. Aynı makine, kendi beyninizdeki yürütülmesi yetmiş yılı bulacak düşünsel yaşamınızı sadece yarım saatte bitirir. Zeka, açıkça görünen o ki ilginç bir geleceğe sahiptir.