Ölüm her yaşı çarçabuk yakalıyordu. Başka bir şehirde, başka bir köyde... Yer de artık fark etmiyordu. İnsanı fakir, toprağı zengin bu kara parçasında zalimin zulmü ölümün
davetçisiydi. Bir masum çocuk ölümle pençeleşiyor, kendini yerden yere atıyordu. Olmuyordu, bedeni saran alevler bir türlü sönmüyordu. Üzerinde
dökülen yer yağı yüzünden kuru yer kalmamıştı. Alevler yer yağıni, sonra da onu sarip sarmalayarak kül etmek için uğraşıyordu. Eli, yüzü, bacakları,
gövdesi ateşten birer gömlekti."
Zulümle kol kola girmiş, ölümü evlerinin ve bedenlerinin müdavimi yapmış bir halkın, bir ükenin
mücadelesi, direnişi...
Ve o can yakıcı, onur kirici, ömür solduran savaşın ve katliamın ortasında bir Sahra Menekşesi gibi açılıp her masum kalbe umut ve yoldaş olan genç kadın Djamila Bouhired ve onun gibi niceleri...
Fransa'nın yüzyılı aşkın sömürüsüyle, katliamıyla, ezdiği, yok etmeye çalıştığı direnişçi Cezayirliler...
Tarihin tozlu rafları bu kez Kuzey Sahra'da yükseliyor...