Yaratıcılık, sanılan veya düşünülenin aksine "ilham alıp yeteneğini konuşturmak" tan ziyâde insanı varoluşuna götüren bir mücadele olabileceği. İnsan, yeni bir şey ortaya çıkarırken belirsizlik, risk ve kaygıdan beslenir aslında. Bu beslenme ise insanı sahip olduğu rahatlığından çıkarıp kendisiyle yüzleşmesine neden olur. Burada insanın cesareti konuşmaya başlar ve cesaret konuşurken kaygı, risk, belirsizlik gizlice cesareti dinler.
Bir yandan yaratıcılık ise, toplum içinde uyum içinde olursa değil de topluma karşı tutumunda yani bir nevi onunla gerginlik içinde olunca ortaya çıkar.
Bu kitapta keskin bir sonuçtan ziyâde muallaklık daha çok hakim. Bu belirsizlik durumu kişinin hazır yanıt veya çözüme konmasını değil, kendi fikir ve derin düşüncesiyle hareket etmesini sağlıyor. Yaratıcılık, bu yüzden bir sonuç değil bir süreçtir. Birey bu süreçte kaygıyla, belirsizle, risklerle, topluma karşı bir gerginlik haliyle çatışır ve bu çatışma bireyi kendi zihinsel eşiğiyle sık sık karşılaştırır.
Zihinsel eşiğiyle karşılaşan yaratıcı insan, kendi sınırlarını zorlayarak konfor alanından çıkar ve kendine özgü yeni edimler ortaya çıkarır.