İlhan Şimşek

İlhan Şimşek
@ilhansmsk
10/10
·248 syf.·
2026 18. kitabı
Altı harfli bir tatlı gibi görünse de, kitabın son üç sayfası eserin adıyla adeta özdeşleşiyor. İç dünyasında ise dokuz harfli “hayat”lar, yani (yalnızlık)larla örülü bir anlatı saklı. Selime Teyze ile Meltem’in yollarının kesişmesiyle başlayan bu hikâye, iki insanın kaderindeki dönüşümün kapısını aralıyor. Bir köy evinde geçmişlerini ve geçimlerini paylaşarak birbirlerine açılan bu iki kadın, aslında iki “kadersizin” buluşmasını temsil ediyor. Anlattıkları her şey, yaşadıkları günün yükünü hafifletirken okuyucuya da içten bir gerçeklik sunuyor. Şermin Yaşar, akıcı kalemi ve sade anlatım diliyle okuyucuyu yormadan hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. Karakterlerin samimiyeti ve yaşamın içinden gelen detaylar, eseri daha da etkileyici kılıyor. Keyifli okumalar…
Edebiyat & Roman
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Osman Osman :-))
10/10
·129 syf.·
2026 15. kitabı
Çok, çok, çok güzel bir kitaptı. Aylin Balboa’nın kendi sesinden dinlemek ise ayrı bir güzellik katıyordu esere. Her ilişkide yaşanan o bitiş anını, güçlü betimlemelerle öyle etkileyici anlatmış ki; aslında satır aralarında insanın kendine dönüş yolunu da çiziyor. Bu dönüş yolculuğunda, içindeki “Osman”la yüzleşmesi; içsel çelişkilerini adeta onunla mektuplaşıyormuş gibi dile getirmesi oldukça derin ve etkileyiciydi. Okur, bu iç hesaplaşmanın içinde kendinden de parçalar buluyor. Keyifle okunacak, insanın ruhuna dokunan bir kitap. Teşekkür ederim.
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,5bin okunma
Fidan Hanım
8/10
·480 syf.·
2026 14. kitabı
Sinan Akyüz’ün okuduğum dördüncü kitabı olan bu eser, ilk bakışta akıcı ve sade anlatımıyla okuyucuyu içine çekmeyi başarıyor. Yazarın dili her zamanki gibi yalın, anlaşılır ve geniş kitlelere hitap edecek şekilde kurgulanmış. Ancak bu noktada beklentiyle okuma deneyimi arasında belirgin bir fark oluşuyor. Hikâye genel hatlarıyla etkileyici olsa da, ilerledikçe bir “pembe dizi” atmosferine bürünüyor. Olay örgüsü yer yer sürükleyiciliğini korusa da derinlik konusunda eksik kalıyor. Karakterlerin duygusal dünyası yeterince işlenmediği için okuyucuda kalıcı bir etki bırakmakta zorlanıyor. Özellikle yazarın önceki eserleri olan İncir Kuşları ve Ben Amir ile kıyaslandığında, bu kitabın daha yüzeysel kaldığı hissediliyor. O eserlerdeki yoğun duygu, tarihsel arka plan ve çarpıcılık bu kitapta yerini daha tahmin edilebilir ve sıradan bir kurguya bırakmış durumda. Eserin en güçlü yanı ise görselliğe açık bir anlatıma sahip olması. Bu yönüyle bir dizi ya da film uyarlamasına oldukça uygun görünüyor. Sahne geçişleri, dramatik yapı ve olayların ilerleyişi ekran diline kolayca aktarılabilecek nitelikte. Sonuç olarak, kitap keyifli vakit geçirmek için okunabilir; ancak okuyucuya yeni bir bakış açısı kazandıran ya da derin izler bırakan bir eser olmaktan uzak kalıyor. Beklentiyi çok yükseltmeden yaklaşılması gereken, ortalama bir Sinan Akyüz romanı olarak değerlendirilebilir.
Duygu ve Düşünce
Fidan HanımSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 2025834 okunma
Kara Ahmet Destanı
10/10
·403 syf.·
2026 8. kitabı
Tek kelimeyle müthiş bir üçleme. Fakir Baykurt’a, böyle güçlü ve sarsıcı bir eser bıraktığı için sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Karataş Köyü’nde başlayan hikâye, Ankara Cebeci Cezaevi’nde son buluyor. Yazılacak, söylenecek o kadar çok şey var ki… Bu üçlemeyi okumayanlara gönül rahatlığıyla, ısrarla tavsiye ederim.
Edebiyat & Roman
Kara Ahmet DestanıFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011778 okunma
Babamdan ummazdım bunu...
8/10
·208 syf.·
2026 7. kitabı
Bir kitap her okurda aynı yankıyı uyandırmaz. Metnin gücü kadar, okurun taşıdığı hayat da belirleyicidir. Kimi zaman satırlar yalnızca okunur; kimi zamansa yaşanmışlıklarla çarpışarak derinleşir. Bu kitap, benim için ikinci türden oldu. Anlatıyla kurduğum bağ, ortak bir kayıp deneyimi üzerinden şekillendi ve metin, sıradan bir okuma sürecinden çıkıp kişisel bir yüzleşmeye dönüştü. Yazarın babasını Noel arifesinde kaybetmesiyle benim babamı 30 Ağustos’ta yitirmiş olmam arasında takvimsel bir benzerlik yok belki; ama ölümün bıraktığı boşluk evrensel. Baba figürü, yalnızca bir ebeveyn değildir; özellikle erkek evlat için, hayata karşı yaslanılan görünmez bir dağdır. O dağ çöktüğünde, geriye kalan yalnızca yas değil, erken gelen bir olgunluktur. Türk edebiyatında bu kırılmayı en yalın hâliyle Cemal Süreya dile getirir: “Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü. Kör oldum…” Bu dizelerdeki körlük, fiziksel değil; dünyaya başka bir gözle bakmaya zorlanan ruhun kararmasıdır. Baba kaybı, insanı bir anda yetişkinliğe fırlatır. Büyüdüğünüzü hissedersiniz, ama aynı anda eksildiğinizi de. Kitap boyunca hissedilen temel izlek de budur: kayıpla gelen dönüşüm. Yas, burada yalnızca bir acı biçimi değil; kimliği yeniden kuran bir eşiktir. Artık hata yaptığınızda arkanızda duracak o sağlam gövde yoktur. İnsan, kendi ağırlığını taşımayı öğrenir. Kendisi dağ olmak zorundadır.
Duygu ve Düşünce
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,2bin okunma