Orta çağda tıp ilmi ile uğraşan hekimlerin başucu kitapları olurdu tıp içerikli bu ilim kitaplarında ilaç formülleri ve ilaçların ölçü miktarları yazardı işte doğru ilaçları doğru ölçü miktarının yazılı olduğu kitap türüne Akrâbâzîn ismi verilirdi
Duygu ve Düşünce
Mustafa Kemal Atatürk
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek âlimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Resûlullah ﷺ'ın asla terketmediği sabah duası: "Allahım! Senden faydalı ilim,helâl rızık ve kabul edilen amel isterim." | İbni Mâce, İkâme 32
Davamızın Taçlandırma Günü...
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan biri... Adım adım, sabırla ördüğümüz bu ilim yolunun bugün en güzel meyvesini topluyoruz. Seninle bu yolda yürümek, güzel... İlim yolunda omuz omuza yürümekten onur duyduğum derttaşım, dava arkadaşım... Bugün, verdiğimiz emeklerin, uykusuz gecelerin mükafatını icazetle taçlandırıyoruz... Rabbim ilmimizi bereketli, kalbimizi her daim hak üzere sabit kılsın.. Rabbim bu ilmi, ümmetin hayrına kullanmamızı nasip etsin...(Âmin) ✨🌹
Şunu açıkça söyleyebilirim ki bugün birçok Müslüman kendi yuvasını kurmuş, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş; fakat aynı insanlar, evlilik çağını geçmiş salih gençlerin ve hanımların hâlini görmezden geliyor. Özellikle bazı Müslüman kadınlar, ilmi bir araç olmaktan çıkarıp hayatlarının nihai gayesi hâline getirmiş durumda. Bir kitaptan diğerine, bir dersten diğerine koşarken yıllar geçiyor; yaş otuzu, otuz beşi buluyor, fakat evlilik ne gündemlerinde yer buluyor ne de bir hedef olarak görülüyor. Halbuki ilim, insanı Allah'ın rızasına ulaştıran bir vasıtadır. İnsanı fıtratından uzaklaştıran, aile kurmayı değersiz gösteren veya sürekli erteleyen bir meşguliyet değildir. Daha da acısı, salih/a eş arayanlara aracılık etmek, insanları helal dairede buluşturmak gibi bir sorumluluğu dahi üzerine almak istemeyenler var. Herkes kendi dünyasına çekilmiş, ümmetin bu yarasına sırtını dönmüş durumda. İffetini korumaya çalışan gençlerin yalnız bırakıldığı, evliliğin zorlaştırıldığı, insanların birbirine vesile olmaktan kaçındığı bir ortamda kimsenin kendisini tamamen mesuliyetten uzak görmemesi gerekir. Çünkü bazı ihmaller vardır ki dünyada unutulsa bile ahirette unutulmaz. bazı haklar vardır ki sahipleri kıyamet günü gelip onları ihmal edenlerin yakasına yapışır.
Evliyayı imtihan etmeye çalışmak:
Dîğer menkabe: Kezâ Nefehâtü’l-Üns’de mezkûrdur ki; Şam ulemâsından Abdullah isminde bir zât nakl eder ki: Tahsîl-i ilim için Bağdad’a gittim. İbn Sekkâ isminde bir arkadaşım var idi. Bağdad’da Nizâmiye Medresesi’nde ibâdete meşgûl olup, sâlihleri ziyâret ederdik. Ve o vakitte Bağdad’da bir azîz var idi, gavs olduğu ve istediği vakitte görünür ve istemediği vakit görünmez, derler idi. Ben ve İbn Sekkâ ve henüz delikanlı olan Şeyh Abdülkâdir (k.s.) gavsın ziyâretine gittik. İbn Sekkâ yolda dedi ki: “Ben ondan, onun bilemeyeceği bir mes’ele sorayım.” Ve ben dedim ki: “Ondan bir mes’ele sorayım, bakalım nasıldır?” Ve Şeyh Abdülkâdir dedi: “Maâzallah ki ben ondan bir şey sorayım! Ben huzûruna varıp, onun berekâtına muntazır olurum.” Vaktâki huzûruna gittik, onu yerinde bulmadık; bir müddet oturduk, gördük ki yerinde oturur. Ba’dehû gazab ile İbn Sekkâ’ya baktı ve dedi: “Yazık sana ey İbn Sekkâ! Benden, benim bilmediğim bir mes’eleyle mi soracaksın? Soracağın mes’ele budur ve cevâbı da budur. Senden küfür ateşinin alevini görüyorum!” dedi. Sonra bana baktı da dedi ki: “Ey Abdullah, beni imtihân için, benden mes’ele sorarsın hâ! O mes’ele budur ve cevâbı da şudur. Dünyâ seni, muhakkak iki kulağına kadar gark edecektir, zîrâ benim hakkımda terk-i edeb ettin.” Ondan sonra Şeyh Abdülkâdir’e baktı ve onu kendine yaklaştırdı ve muazzez tutup dedi ki: “Ey Abdülkâdir, edebin sâyesinde Allah’ı ve Re-sûl’ünü râzı ettin; gûyâ seni görürüm ki, Bağdad’da kürsîye çıkmışsın ve dersin ki: قدمي هذه على رقبة كل ولي الله Ya’ni “Bu benim iki ayaklarım, bütün veliyullâhın boynu üzerindedir.” Ve görürüm ki, o vaktin evliyâsı sana iclâl ve ikrâm için boyunlarını indirmişler.” Ve bunu söyledikten sonra, derhal nazarımızdan gâib oldu ve sonra hiç görmedik; ve Şeyh Abdülkâdir için dediği şey vâki’