Furkan Örten

Evliyayı imtihan etmeye çalışmak:
Dîğer menkabe: Kezâ Nefehâtü’l-Üns’de mezkûrdur ki; Şam ulemâsından Abdullah isminde bir zât nakl eder ki: Tahsîl-i ilim için Bağdad’a gittim. İbn Sekkâ isminde bir arkadaşım var idi. Bağdad’da Nizâmiye Medresesi’nde ibâdete meşgûl olup, sâlihleri ziyâret ederdik. Ve o vakitte Bağdad’da bir azîz var idi, gavs olduğu ve istediği vakitte görünür ve istemediği vakit görünmez, derler idi. Ben ve İbn Sekkâ ve henüz delikanlı olan Şeyh Abdülkâdir (k.s.) gavsın ziyâretine gittik. İbn Sekkâ yolda dedi ki: “Ben ondan, onun bilemeyeceği bir mes’ele sorayım.” Ve ben dedim ki: “Ondan bir mes’ele sorayım, bakalım nasıldır?” Ve Şeyh Abdülkâdir dedi: “Maâzallah ki ben ondan bir şey sorayım! Ben huzûruna varıp, onun berekâtına muntazır olurum.” Vaktâki huzûruna gittik, onu yerinde bulmadık; bir müddet oturduk, gördük ki yerinde oturur. Ba’dehû gazab ile İbn Sekkâ’ya baktı ve dedi: “Yazık sana ey İbn Sekkâ! Benden, benim bilmediğim bir mes’eleyle mi soracaksın? Soracağın mes’ele budur ve cevâbı da budur. Senden küfür ateşinin alevini görüyorum!” dedi. Sonra bana baktı da dedi ki: “Ey Abdullah, beni imtihân için, benden mes’ele sorarsın hâ! O mes’ele budur ve cevâbı da şudur. Dünyâ seni, muhakkak iki kulağına kadar gark edecektir, zîrâ benim hakkımda terk-i edeb ettin.” Ondan sonra Şeyh Abdülkâdir’e baktı ve onu kendine yaklaştırdı ve muazzez tutup dedi ki: “Ey Abdülkâdir, edebin sâyesinde Allah’ı ve Re-sûl’ünü râzı ettin; gûyâ seni görürüm ki, Bağdad’da kürsîye çıkmışsın ve dersin ki: قدمي هذه على رقبة كل ولي الله Ya’ni “Bu benim iki ayaklarım, bütün veliyullâhın boynu üzerindedir.” Ve görürüm ki, o vaktin evliyâsı sana iclâl ve ikrâm için boyunlarını indirmişler.” Ve bunu söyledikten sonra, derhal nazarımızdan gâib oldu ve sonra hiç görmedik; ve Şeyh Abdülkâdir için dediği şey vâki’
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tasavvuf(!)
1807. Ve eğer da'vet ederse, ayândan ve vahiyden ve te'yîdden değil, bir taklîd ile olur. Ve eğer o rahmet-i cüz'î sâhibi, da'vâ-yı irşâda kıyâm edip, halkı da'vete kıyâm ederse, onun önüne gelen kimseyi da'veti, taklîd ile olur; yoksa da'vet ettiği kimsenin isti'dâdını muâyene ettiği veyâ o kimse hakkında vahy ve ilhâm tarîkiyle bir emir telakkî ettiği veyâ sâir sûrette keşf tarîkiyle te'yîd edilmiş bulunduğu için değildir. Kendisi usûl-i tarîkati zâhiren öğrenmiştir ve her önüne geleni da'vet edip, ale's-seviyye zikir ve evrâd telkîn etmekte bulunmuştur. İnsân-ı kâmil ise böyle değildir; isti'dâd sâhiblerini avlamak ve nefis yolundan ayırıp, onları isti'dâdlarına göre terbiye ederek Hakk'a îsâl etmek isterler. Bunun için, memâlik-i islâmiyyenin her tarafına müstevlî olan bu meşâyih-i rüsûm ve mukallidîn, etraflarına binlerce mürîd toplamış oldukları halde, maatteessüf içlerinden birinin sülûkünü itmâm ettiği görülmemiş; bir şeyden haberi olmayan kimselere, mahzâ kıdem sâhibi olduğu için hilâfet verilmekte bulunmuştur. Zavallı insanlar! Hilâfet veren şeyh, "Şu kadar halîfem vardır" diye öğünür; ve hilâfet alan bîçâre de, kendisini şeyh zannedip, bununla tefâhür eder. Ahmed Avni Konuk Mevlana Celaleddin-i Rumi
Ahmak Aşıklar:
• • Pislikle, kötülüklerle dolu, düzenbaz âşıklar, birbirlerinin kanına, canına kast ediyorlar. • • Vise’nin, Ramin’in, Hüsrev’in, Şirin’in hikâyelerini oku da bak ki, o ahmaklar, haset yüzünden neler yapmışlar. • 1205 • Âşık da yok oldu, mâşuk da yok oldu. Zâten kendileri de bir şey değillerdi. Aşkları da, hevesleri de bir şey değildi. • • Noksan sıfatlardan berî olan Cenâb-ı Hakk, yoku yoka vurur, âşık eder. Yoklukları birbirine vurur, böylece var olmayanları, birbirine sevdirir. • • Perişan âşığın gönlünde hasetler baş kaldırır. O ne yapacağını şaşırır. Böylece de Allah, yok mesâbesinde olan insanı çeşitli güçlüklere sokar, muztarip kılar. • • Erkeklerden daha merhametli, ince duygulu olan kadınlar ortak olunca, “kuma”lar hasetten birbirlerini yerler, çekişirler, kavga ederler. • • Bir de taş yürekli erkekleri düşün, haset yüzünden, onlar nerelere varırlar, ne hâle düşerler, kıyâs et! • 1210 • Şerîat latîf bir efsûn okumasaydı, onları men etmeseydi, herkes, değil düşmanının, arkadaşının bile bedenini yırtar, onu paramparça ederdi.
•Hakk’ın silah deposunun, yâni kenz-i mahfî(=gizli hazîne)nin kapısı açılıp da, Hakk’ın isim ve sıfatlarının mazharı olan güzellerde, çeşit çeşit şekillerde onun tecellîleri ortaya çıkınca, güzellerin gözlerinin bakışları, gamzeleri oklar atmaya başladı. 4135• İşte bütün bunları yapan görünmez sevgili, benim de gönlüme bir ok attı, beni âşık yaptı, sevdâlara saldı. Beni şükretmeye de âşık etti, şekerler yemeye de, yâni rûhanî zevkler almaya da.
Hapishaneden:
İnsan nefes almakta zorlanır ya bazen...