İlizyon içinde ilizyon yaşıyoruz....
Herkes ekran arkasında mükemmel, herkes bilge, herkes çok aşık... Sosyal medya sanki hayatın kendisi değil de, hepimizin başrolde olduğu ama kimsenin senaryoyu beğenmediği devasa bir tiyatro sahnesi.
Duygu ve Düşünce
İzleyen ve İzlenen
Varlık,tarafından izler dünyayı, İzler hem kendini hem de olayı. Varlık üzerinde olan taraflar, İzler,izlenir ve tat alırlar. Böyledir yaşam:İzlenir,izler, Kendinden bakarak,kendini izler. Hem içten,hem dıştan yeri bilinir, Hiç gizlenemez ne yapsa bilinir. İnsanlar söyledi eskiden bize, Dediler:"Bir soru soralım size." Kim bir iş yapabilir gizlice? Anlaşılmadan,izlenmeden,habersizce? Hep cevaplar bulduk kendimizce. Hepimiz söyledik:"Bu iştir bence." Biz hep düşündük olayları, Ama anlamadık biz hiç onları. Biz hep dıştaydık,onlarsa içte, Onlar yaşamdaydı,biz ise hep işte. Farkımız buradaydı onlarla bizim, Hep dışa odaklıydı kafamız bizim. Vurgular yaptılar,biz de görelim, Yaşamı anlayıb biz de bilelim. Biz ise topluma kanarak öyle, Onlar ne sözlerse yapardık öyle.
Reklam
yanlış gördüğünü, gördüğünün bir ilizyon olduğunu düşünerek kapıyı acti kapattı ki insanlar böyle durumlarda ya kendini cimdikler ya gözlerini açıp kapatir ve fakat kapıyı yeniden açtıgında hiç bir cimdiğin yok edemeyeceği o görüntüyle yeniden yüz yüze geldi...
Gel otur yanıma hallarumi söyleyim...
07.05.2026 günlerden perşembe. Kahvaltı isteğim yok yemek desen ona keza. Tek isteğim var ufak bir sandalye biraz rüzgar 3-5 satır. Dile kolay tamıtamına 904 gün geçmiş eski ben öleli. Allah rahmet eylesin iyi ruhu vardı rahmetlinin. Herkese inanır bol bol gülerdi. En son cenazesinde gördüm onu. Konuşamadım , dertleşip neyi yapmamam gerektiğini öğrenemedim eski benden. Son nefesi çıkmadan zorla çıkardığı o ince inilti kulağıma geldi birden yaşa dedi yaşa. Ne yaparsan yap sadece kendin için yaşa artık. Bu nasihatlerle lazım gelen sandalye kitap benzeri ekipmanı toplayıp attım kendimi sahile.Satırlara dalamadan ummana daldım birden. Karşımda katilimin gözleri var sanki. Ufuktan ince ince bana bakıyor , bir zamanlar cenneti andıran gülüşü şimdi sanki oh olsun sana der gibi sırıtıyor.Sanki gülünce cenneti verir gibi değil artık , hıncını alır gibi. Biliyorum ufukta ki gözlerin yalan , ilizyon. Orası İstanbul. Seyre daldım İstanbulu. Kulak verdim o bilgece yaşanmışlığına , barındırdığı onca insana onca hayata... Davetsiz misafirleri sevmem ben. Bunca sakinlik ve düşünce içinde bir yapancı yanaştı yanıma ; uzun boylu, ipince kemikli kolları ve bacakları uzun, beyaz tenli ve narin elli bir fiziksel görünüme sahipti.Temiz duruyordu. Müsait mi genç dedi... Allah misafiri onca Ademden beni buldu vardır elbet hikmeti dedim içimden. Oturdu yanıma çay ikram ettim biraz kuruyemişle beraber. İster misin sohbet edelim dedi. Sanki içimi okumuş gibi. Hemen çaktırmadan telefon ekranından yüzümü kontrol ettim. Bariz bir belirtimi vardı yüzümde içimin daraldığına dair. Tanış olalım dedi bana. Adımı sordu önce. Sonra hammallık mı geçimin dedi. Hayır dedim oda nerden çıktı ? Yükün ağır gibi sırtın kambur omuzların inik ordan tahmin etmek istedim ona yordum dedi. Yok dedim değilim. O zaman
Gerçekler daima acımasızdır. Ve ilizyonlar çökmeye mahkûmdur. The Art Of Sarah dizisinden.
ulan bu sihirbazlar saniyeler içinde masanın üstünde ilizyon hareketlerini nasıl yapıyor, ben yemek masasında sürahiyi uzatırken yarım saat geciyor
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam