53 gün süren kuşatmayı 'aaa kapıyı açık unutmuşuz oradan girip aldılar bizansı' diyerek bitiren kitap. Bir de Fatih Sultan Mehmet in bütün askerlerine 'savaş kazanılırsa tüm kadınlar ve çocuklar savaş ganimeti olarak askerlerin olacaktır' vaadi vermesi üzerine askerlerin coşkusunun anlatıldığı bir kısım var ki hakikaten hayal kırıklığı..
Keşke şu güzelim sayfaları tek cümleyle harcayıp 3 sayfalık bir metni kitap haline getirmeye çalışmasalar.. Kimin neden beğendiğini anlayamadığım, gerçek bir zaman kaybı.
Belki özünde terkedilmiş bir kızın babasıyla hesaplaşma hikayesi bu kitap. Ama aynı zamanda tertemiz bir aşkın yanında Yeşilyurt un güzel insanlarının, Eskişehir'in insanın yaralarını saran capcanlı sokaklarının, Baylan pastanesindeki kup griyenin, lunaparklardaki her çocuğun hayalini süsleyen atlıkarıncanın hikayesi. Beykoz'dan Hannover e, Yeşilyurt' a umut dolu yolların hikayesi..
İki sefer okudum.. İkisinde de altını çizerek, bazen gülümseyip bazen gözyaşı dökerek okudum. Gün ile Mehmet'in o mütevazi Bodrum sokağında başlayan hikayesi iliklerime işledi adeta..
Kitap; bir ilk aşk heyecanının yıllar sonra tekrar ortaya çıkması hakkında son derece akıcı bir hikaye. Ancak beni etkileyen kısmı pencereler arasında geçen dialoglar, lolanın kıyafetleri ve iki ebeveyninin de baba rolünde olmasıydı. İlk kez bir kitap için filmi çekilmeli dedim.