Müslüm Gürses anlatıyor:
Bir gün tesadüfen Teoman’ın “Paramparça” şarkısına denk geldim, dinler dinlemez çarpıldım. Hele “Babamın öldüğü yaştayım” dizeleri beni felaket çarptı. Hiç vakit kaybetmeden Teoman’la irtibat kurdum. Çocuk çok efendi bir sanatçı, kısa sürede dost olduk. Şarkısını vermeyi kabul etti. Ben de ona uygun eski şarkılarımı vereceğim ve ileride o da bana yeni şarkılarını verecek. Bizim güzel olan her şeye kapımız açıktır. İster pop, ister rock, ister sanat müziği ya da halk müziği olsun, gönlümüze hitap ediyorsa güzeldir. “Paramparça” ile başlayan dostluğumuz biliyorum ki hiç parçalanmadan sürecek.
Kontekste takığım ben. Gidilmiş yollardan gitmemeye çalıştım, bazılarında başardım. Müzikten ziyade, şarkının ne anlattığıyla ilgiliydim. Popüler müzik çok da zor değil ayrıca, ineklersin, çalışırsın, olur. “Zamparanın Ölümü”, “Bugün” ya da ”İstasyon İnsanları” ndaki gibi dünyalar kurunca beğeniyorum kendimi. “İki Yabancı” daki gibi hikâyeyi farklı açılardan anlatan iki karakter yarattığımda…
“Bana öyle bakma, anlayacaklar” gibi dört kelimeyle bir yasak aşkı anlattığımda… “Bir bar taburesi üstünde babamın öldüğü yaştayım” dizesini yazdığımda… Şarkılarım çoğunlukla otobiyografik zaten. Ama bu kısıtlayıcı da olabiliyor.
İleride, zengin olunca pikap alacağım, plaklarım olacak, radyoda çalan değil, kendi istediğim şarkıları dinleyeceğim. Çok para kazanacak ama fakirlerle paylaşacağım. Zaten zenginler kendilerinden utanmalılar, dünyada onca fakir insan varken.