Batı'nın İslâm'a "dâvet" edilmesine gelince, özellikle büyüme, kültür ve iletişim sorunları başta olmak üzere, Batı medeniyetinin çözmekten âciz kaldığı meseleri İslâm çözmeye muktedir olduğunu gösterdiği zaman, işte ancak o zaman Batı'da gelişip yayılacaktır.
Batı'dan ithal edilen bilimler ve teknikler karşısındaki tutum sadece "seçmeci" değil, aynı zamanda "eleştirmeci" de olmalıdır. Çünkü hiçbir teknoloji transferi masum değildir. Bilgelikten, yani gayeleri üzerinde düşünmekten koparılmış bir bilim, kendisiyle birlikte özel bir ideoloji de getirir. Bu ise pozitivist bilimciliktir, yani ölçülemeyen veya bir kavrama indirgemeyen şeylerin hiçbir gerçekliği olmadığını savunan dünya görüşüdür.
Bu da, ne ölçülebilen, ne de kavramlara ve kelimelere indirgenebilen güzellik, aşk ve hayatın anlamının dışlanması demektir. Hayatımızı anlamından yoksun bırakmaktır. Nitekim özelikle (Amerika ve İsveç gibi) en zengin ülkelerde, intihar olaylarına fazla rastlanmaktadır. Onlar vasıtaların yokluğundan değil, gayenin olmayışından ölüyorlar.
Milyonlarca yıllık insanlık destanı bugün tepetaklak olabilir. Çünkü tarihte ilk defa bizler, bütün hayatı mahvetmenin teknik imkânlarına sahip bulunuyoruz.
Bilimcilik, bilime tapınma, bir bâtıl itikat şeklidir. Daha doğrusu bir totaliter gericilik anlayışıdır. Şu ön kabule/postulata daynır:
"Bilim" bütün sorunları çözebilir. Bilimin ölçemediği, deneyemediği ve kestiremediği şeylerse, mevcut değildir.
Böylece bu indirgeyici pozitivizm aşk, sanatsal yaratıcılık, iman gibi hayatın en yüksek boyutlarını yok sayar.