9/10
·88 syf.··
2025 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 00:00
Adeta bir 'Gibi' bölümünü andıran bu hikayeyi -ki aslında iki tane öykü var kitabın içinde- o kadar Yılmaz/İlkkan/Ersoy diyaloglarına benzettim ki muhakkak ki bu hikayeyi bir esin kaynağı olarak görebileceklerini düşündüm senaristler Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit'in. Çünkü timsahın içine düşüp timsahın karnına yerleşmesiyle aydınlanan ve onu merak eden arkadaşlarına timsahın karnından ben artık yolumu, amacımı, huzurumu buldum diyip nutuklar çeken biri var ki bunu yapsa yapsa Yılmaz yapar, yani arkadaşlarına timsahın içindeyken onunla(timsahla) bütünleşip ve neredeyse mutualist bir ilişki kurup hayatın anlamını bulduğunu söyleyip bir de azar çekme işini ancak Yılmaz'ın içinde bulunduğu bir saçmalık öyküsü bütüne yedirebilirdi. Bununla da kalmıyor; timsahın içine düşmeden önce bu yırtıcı hayvanı beraber görmeye geldikleri uğruna terler döktüğü eşi de mesela daha herif timsahın içine düşer düşmez onunla iletişimi minimumda tutmaya başlayıp çok da irkilmeyip yoluna devam ediyor ama nasıl devam etme, okuyunca anlayacaksınız bu bahsettiğimi. Öte yandan içerden hâlâ arkadaşına ve eşine direktif verip , dışarıyı da organize etmeye çalışan bu timsah içi beyefendisi, kendisi için kaygılanmamanın neferi hâline gelmiş olsa bile dışarıdaki borçlarını kapatması için arkadaşını gitmesi gereken yerlere dair tembihliyor, tuhaf tumtuhaf bu ilk hikaye o kadar keskin yer etti ki aklıma ikinci hikayeyi pek de hatırlayamıyorum ama Dostoyevski'nin pozitif gelecek vaat ettiği tek kısa hikayesi diye geçiyordu. Samsun'daki ilk 2 günümde sabahları saat 5-7 arasında okudum, yer edecek belli ki hafızamda, özellikle bir bankın üstüne sabah serinliğinde çökerkenki sorgular ama hevesli tavrım.
İnsan ve Duygular
TimsahFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20243,138 okunma
Puan vermedi
unutma dersleri kitabını dinliyorum. daha ilk cümleden falsoluyum, kitap dinlenir mi kardeşim? filmi de okuyalım öyleyse! zaten okuyanlar da var doğrusu, film okuması yapıyoruz diyorlar üstelik filmi okuyoruz demek yerine. yani beterin de beteri oluyor, ben bir şekilde sızıp devam edebilecek bir yer buluyorum burada. kitabın dili çok sade, bu benim gibi bir süredir hem iş güçten hem de okuma motivasyonunu bir süredir kaybetmiş biri için biçilmiş kaftan doğrusu. ama insan okuyamadığında, üstelik eski okuma alışkanlığına kıyasla radikal denecek ölçüde bir hiçliğe toslamışsa okumayışında, bu defa da dinlediği şey o arayı kapatsın istiyor. bir proust doyumu arzu ediyor. oysa onu da okuyamadım, dinlemesi de ayrı bir zorluktu onun. işte tam da bu sebeple benim kişisel okuma serüvenimde memnuniyetsizliklerim ve kararsızlıklarım kafamın içindeki çelişkiler dolayısıyla sürekli kafa sesimle birlikte dinlediğim kitabın gürültüsünde oradan oraya savruldum. kitabın dili sade, olay örgüsü de aslında acayip klişe ve diğer yandan da iyi de işlenmiş. zaten asıl mesele, olaydan ziyade işlenişi olduğundan ben bu bakımdan çok yeterli buldum ancak bu kadar klişe bir şeyi dinlemek ve türk filmi tadında ilerlemek ve sanırım 80lerden birinin pop kültürüne dahil olmak falan sıkıcı geldi. ama yani proust gibi bir fulardan binbir mana çıkarsaydı da muhtemelen bir kusur bulurdum buna. sen kendini fransız edebiyatı fahri üyesi mi sanıyorsun doğru düzgün kültürünü yadsımadan temiz bir türkçeyle yazsana derdim. hepsi ayrı bir problem işte. kadınların zihnini zaten en doğru kadınlar çözümler, bunu orhan pamuk'un doyrulamaz arzusundan da biliyorduk. haluk bilginer'in tamamiyle bir kadını oynama tutkusundan da. ancak bu çözümlemeyi hem dolandırmadan ve açık anlaşılır kaç kadın yazar yapardı
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20255,5bin okunma
Reklam
Helbestên Akedemîk
Puan vermedi·80 syf.··
2025 4. kitabı
Selim Temo li qada helbesta kurdî helbestkarekî sereke ye. Ev pirtûka wî ya helbestan jî nola yên din bi "helbestên tîr" têr û tije ye û vê rastîyê bi "hostayîya zimên" nîşanî me dide. Bi ser berhemên xwe yên din neketibe jî ev berhem gelekî ne kêmî wan e. Helbestên helbestkarên akedemîsyen jî akedemîk in. Selîm Temo mînakeke baş e, ji bo "helbestên akedemîk" Çawa ne helbestên akedemîsyenan? Ew helbestên cîhanê ên der û dorê dixwînin, dizanin çi çi ye,çi ne çi ye. Helbet zêde jî "îlhamkar" in. Ez ê çend mînakan bidim. Mînak:"Sîya payîzê" (r.11) Du pirtûk hene bi navê "Sonbaharın gölgesi" Yusuf Mert Sarıtekin û Munîs Faik Ozansoy Mînak: "keştîya min ji bayê bû" (r.13) (Keştîya bayê, Melayê Cizîrî) û bandora Dağ divanı- Huseyin Kaytan "Va li vira raketîye 45 salîya min" (r.16) Yehya Omerî-Nêrgiza li defterê "Şivanê Stêrkan" (r.21) Navê helbesteke Nûden Hezex e. "Tu stêrka şivên î Ez şivanê stêrkan" "derîyê şevê" (r.22) "Gecenin kapıları"- navê helbesteke Atilla ilhan e. Mînak:"dengekî paxirî" (r.31) Navê Pirtûka Rojbîn Perîşan "Bakır sesli kadınlar" e. Mînak: "meytê keştîyan" (r.34) Helbesta Oktay Rıfat Horozcu "telgrafın tellerinde gemi leşleri" Mînak: xewn e, kevn e(r.35)
Şiir
Pûnga Li BajêrSelîm Temo · Dara Yayınları · 2021117 okunma
9/10
·910 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
538 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2025 10:03
gibi dizisindeki ilkkan karakterinin sancho karakterinden esinlenilmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemel. öyle değilse bile başat benzerlikler dikkat çekici. sancho'nun gerekli gereksiz atasözlerini ve deyimleri olur olmadık yerde kullanması ve güçlü ana karakterin yanında yardımcı rolde kalması fakat yeri geldiğinde kendi hayallerini öncelediği için sözünü esirgememesi bu kanaatin oluşması için yeterli. gibi'deki ersoy karakterine karşılık gelen bir karakter romanda yok. zaten ersoy diziye sonradan dâhil olmuştu. nereden nereye...
Don Quijote (2 Cilt Takım)Miguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202527,5bin okunma
10/10
·352 syf.·
Beğendi
·
2025 32. kitabı
Yazarın kalemiyle tanışma kitabım oldu #AteştenDüğüm İstanbul'da tıp öğrencisi olan Elif'in doğum günü kutlamasıyla başlayan kitap, Mardin'de öyle bir yerde bitiyor ki dünden beri aklım konakta olacaklarda. İki düşman ailenin çocukları Elif ve Baran coğrafyanın onlara dayattığı kaderin piyonları misali zoraki bir evliliğe sürükleniyorlar. Aşiretler arası kan davasını sonlandırmak için yapılan bu anlaşma Elif'in ve Baran'ın hayatlarını alt üst ediyor. Karakterlerin sürekli didişmesi bence aradaki cinsel gerilimi de arttıran bir unsura dönüşüyor, devam kitabında ateşli bölümler okuyacağız gibi. Nefretle başlayan bu evlilikten aşk doğar mı? Yani klasik bir kurgu olsa hemen cevabı sizler için yazardım ama Elif ayrı deli, Baran ayrı deli. Ne yapacaklarını kestirmek çok zor. Yardımcı karakterler de devam kitaplarında kendi hikayeleriyle bizleri duygudan duyguya sürükleyecek gibi hissediyorum. Leyla, Elif'in kan bağı olmayan kardeşi gibi dostu. İlkkan, sonlara doğru dahil olan Baran'ın dostu. Tabi ki söz konusu aşiret ve de kan davası gibi bir tema etrafında şekillenince maalesef her şey aşk gibi toz pembe olamıyor. Verilen kayıplar , kaderin mecbur kıldıkları sözde seçimleri, insanların hırsları... Her konakta ağzını burnunu kırmak istediğim karakterler de oldu tabii. Kitap hakkında saatlerce günlerce konuşabilirim fark ettiyseniz kendimi daha fazla detay vermemek için zor tutuyorum. Siz okuyun ben de bu arada hepimiz için yayınevi, yazar, editör kim varsa onları darlayıp devam kitabını öne aldırayım. Çünkü bunu onlar istediler Dünden beri Akşam Olur Karanlığa Dalarsın dinlemekten ciğerim soldu.
1000Kitap
Ateşten DüğümAyşen B. · Ulysses Yayınları · 202443 okunma
Baskı Rejimi'ne Karşı "Haydi Vals Efendim!"
7/10
·160 syf.··
2024 44. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2024 01:38
1898'deyiz, Pera Palas'ın inanılmaz yeni ve görkemli olduğu, valslerin, şampanyaların havada uçuştuğu, (en sevdiğim), Türklerin alafranga adetlerle tanışıp âşina olduğu, öte yandan da 2. Abdülhamid'in baskı rejimiyle imparatorluğu yönettiği, kitap ve gazetelerin toplandığı, padişahı eleştirmenin mutlak cezayla sonuçlandığı istibdat günleri... Anlayacağınız, bir yanın bahar bahçe, bir yanın ise yaprak döktüğü zamanlar yine. 1898'de yazılıp sansüre uğramış ve 1912'de sansürsüz haliyle yeniden yayımlanmış bu metin ise, Şefik Bey'in Pera Palas'ta tanıştığı İngiliz Lydia'ya duyduğu aşkı anlatıyor. Efendim devamlı valsler ediliyor, ne olsa haydi vals deniyor, yemek yeniyor, vals ediliyor, kavga çıkıyor, vals ediliyor, çay içiliyor, vals ediliyor... Sonsuz bir vals döngüsü var metinde. Şefik Bey de öyle bir vals ediyor ki, tüm yabancıların dili tutuluveriyor, "Aa bu Türk nasıl böyle vals eder? Amanın!" diye şaşıp kalıyorlar ve böylece Lydia Hanım'ı da etkilemiş oluyor. Ardından sayfalarca vals anlarını okuyoruz bu ikilinin... (Vals yapmak değil miydi o ya, kitapta hep "vals etmek" denmiş). İlkkan sen bu vals meselesini kafanda apayrı bir yere koymuşsun... Bana kalırsa, dönemin portresini çizmesi açısından oldukça başarılı bir metin fakat Şefik Bey'in monologları eksik kalmış gibi... Öyle ki baskı rejiminde yaşamak, bir yandan da kendi ülkesinde baskı nedir bilmeyen yabancı insanlarla böyle haşir neşir olmak ve onların asla anlayamayacağı dertlerle boğuşmak kolay iş değil, bu sebeple keşke biraz daha çok okusaydık onun düşüncelerini, çatışmalarını... (Mesela ben şimdi bi' İngiliz'e gidip nasıl "Bizim ülkede yılbaşı ağaçlarını bıçaklıyorlar" diyeyim?) Ortadoğu ve Balkanların en iyi dansçısı, Şefik Bey, valse biraz ara verin de politik lakırtılar edelim efendim.
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,569 okunma
Reklam