... Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.
...
Lüzumsuzluğuma, faydasızlığıma bu andan itibaren inandım.
"Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama bir çoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu. Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, ruhumuzla yaşamaya, başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor bir gün ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu."