“… camdan dışarı son bir göz atar, yıldızları son kez görebilmek için fırlatılan küçük bir bakıştır bu. Sonra, karanlıkta, hiç kimsenin kendisini göremeyeceğini bilmesine rağmen, gülümser.”
Herkesin sınırsız olanağa sahip olduğunu iddia etmek, deneyimsel destekten yoksun, ideolojik bir inşayı devam ettirmek anlamına gelir, ki bu da ancak eşitsizlik üreten politikalardan kurbanları sorumlu tutmaya yarar.
Yas kaybolan şeyin içselleştirilmesi ya da muhafaza edilmesi olarak iş görür. Hatıra sadık bir düşüncedir: Hatırlayan kaybolanı muhafaza ederek onu unutuluşun boşluğundan kurtarır. Hatıra artık orada olmayana sadakattir, ama buna rağmen, Walter Benjamin’in Tarih Felsefesi Üzerine Tezler’in ikincisinde söylediği gibi, “zayıf bir mesiyanik güç” bahşeder bize.
“…Biz, bir türlü dert anlatamıyoruz liberallerimize… Daha doğrusu sivillerimize… Türklerin bahtsızlığı, bence böyle çetin bir dönemde, Margentav gibi bir Türk düşmanı Amerikan elçisinin karşılarına çıkmasıdır. Biraz düşündü, purosunu çekti. Bir bakıma iyi de oldu bu raslantı. Direnmenin şanı, şerefi size kalacak…”
Esir Şehrin İnsanları
… Bu yüzden ne hikmetse Tanrı’dan geriye herhangi bir içerikten yoksun bir isim kalır. Kurumuş nehirler vardır: Suları uzun mu uzun zamanlar önce çekilmiştir ama buraları hala nehir diye anarlar. Bizim kuru Hıristiyanlığımız da böyledir. İsa’sız, Tanrı’sız ve dinsiz Hıristiyanlardır. Bunlara ihtiyaç duymayan Hıristiyanlar.