Bir zamanlar beni mutlu eden aktivitelerin çoğunu yapmayı bırakmış; hayatla, bana yaşadığımı hissettiren şeylerle gitgide daha az temas kurar hale gelmiştim. Zihnimin içinde yaşamaya başlamıştım. Belki de yaşamaktansa, sürüklenmek daha doğru bir kelime seçimi olur.
Zihnimiz işlediği müddetçe acıyı her yere taşıyabilir, yaşanan acı bir olayla bağlantılı duygu, düşünce ve fiziksel hatırlatıcılardan kaçmaya çalışırken, onların esiri olabiliriz.
Dünyadaki herkes gibi, mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duyan bir kişiydi, ama başkalarıyla baş etmek de zordu. Beklenmedik tepkiler gösteriyorlar, çevrelerine koruyucu duvarlar örüyorlar, aynı kendisi gibi davranarak hiçbir şeye aldırmaz numaralarına yatıyorlardı. Yaşama daha açık biriyle karşılaştıklarında tanımı daha ilk adımda dışlıyorlar ya da ona acı çektiriyorlar, onu aşağılıyorlar, “tuhaf” muamelesi yapıyorlardı.