“insanlar…” dedim fısıldayarak. “taşırlar insanları. kundaktayken, tabuttayken. hep taşıyacak birileri olur. bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı…”
bütün bunları yazmak o kadar zor ki. şu an bulunduğum noktada hiçbirinin olmadığını görmek… aslında bu kadar yükselmek ya da alçalmak, daha doğrusu bu kadar ileri gitmek istememiştim hiçbir zaman. aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!
o an çok yorgun olduğumu hissettim. kurduğu cümleler beni eskilere götürmüş ve verdiğim mücadeleleri aklıma getirmişti. sadece bunları yeniden düşünmek bile kendimi ölüm döşeğinde yatan bir yaşlı gibi hissetmeme yetmişti. ben yazmak istemiyordum. hiçbir şey istemiyordum. dünya üzerinde yapılacak işlerim bitmişti. düşündüğüm her şeyi denemiştim. şimdiyse sakin bir şekilde ölümü beklemek istiyordum.