Herkes ara sıra kendini rol yapıyormuş gibi hisseder. İşin anahtarı yoluna devam etmen ve o anda alabileceğin en doğru kararı almandır. Hata yapmaktan korkma. Benim en çok öğrendiğim zamanlar, hata yaptığım ve hatalarımdan döndüğüm zamanlardır.
Hepimizin özgür iradesi vardır ama ancak gözlerimizi, geçmişimizin ve bugünümüzün gerçeklerine açtığımız zaman özgür iradeden olabildiğince yararlanırız.
Ahmet Ümit’in okuduğum ilk kitabı oldu Yırtıcı Kuşlar Zamanı. Normalde polisiye türüne çok yakın değilim ama bu kitabın sadece bir polisiye olmadığını biliyordum. Günümüzü anlatan, derin mesajlar taşıyan bir roman olduğu için okumak istedim. İyi ki de okumuşum. Geç tanıştığım ama tanıştığıma en çok sevindiğim yazarlardan biri oldu benim için.
Kitap, Başkomiser Nevzat’ın yaşadıkları üzerinden ilerliyor. Ama aslında bir cinayet hikâyesinden çok daha fazlası. Bu roman, ülkemizin gerçekleriyle bizi yüzleştiriyor. Nevzat’ın yaşadığı olaylar, hem bireysel hem de toplumsal bir hesaplaşmayı anlatıyor.
Beni en çok etkileyen şey, Başkomiser Nevzat’ın psikolojik mücadelesiydi. Ailesini kaybetmiş olması, dostlarından şüphe duyması, en güvendiği insanların ihanet ihtimaliyle yüzleşmesi… Tüm bu süreç, onun iç dünyasını çok derin bir şekilde hissettirdi. Tedavi gördükten sonra tekrar hayata tutunması ve mücadeleden vazgeçmemesi beni en çok etkileyen noktalardan biriydi.
Romanın bir diğer güçlü yönü, ülkemizde yaşanan bazı gerçekleri olay örgüsüne çok doğal bir şekilde yansıtmasıydı. Ahmet Ümit bunu öyle ustaca yapmış ki, bir yandan bir polis hikâyesi okurken bir yandan da “evet, bu bizim gerçeğimiz” diyorsunuz.
Kısacası Yırtıcı Kuşlar Zamanı, sadece bir polisiye değil; insanın iç dünyasına ve toplumsal sorunlara dokunan etkileyici bir roman. Gerçeği, acıyı ve mücadeleyi hissettiren bir kitap.