İlknur Koyuncu

İlknur Koyuncu
@ilknurkyncuu
Puan vermedi·369 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 11:08
Oktay Sinanoğlu’nun Bye Bye Türkçe kitabı, uzun zamandır okumayı düşündüğüm eserlerden biriydi. Bu kitabı acele etmeden, sindire sindire, her satırını anlamaya çalışarak okudum. Çünkü bu eser, yüzeysel bir okumayı kaldırmayacak kadar yoğun bir araştırma, gözlem ve emeğin ürünü. Sinanoğlu’nun henüz 26 yaşındayken dünyanın en genç profesörü unvanını kazanması, tek başına bile hayranlık uyandırıcıdır. Ancak onu asıl farklı kılan, kendi uzmanlık alanı olan fizik ve kimyanın ötesine geçerek Türk dili üzerine bu denli derin bir hassasiyet geliştirmiş olmasıdır. Bu kitapta, dilin bir millet için ne kadar hayati bir unsur olduğunu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor. Yazar, bir milletin varlığını doğrudan diliyle ilişkilendirir. Tarihten verdiği örneklerle —örneğin Hititlerin ve İrlandalıların dil kaybı üzerinden yaşadığı çözülme— dilin yok oluşunun, aslında bir milletin yok oluşuna giden süreci başlattığını açıkça gösterir. Aynı şekilde güçlü devletlerin, hâkimiyet altına almak istedikleri toplumlara ilk olarak dillerini unutturarak yaklaştıklarını; böylece o toplumları kendi kültürlerinden koparıp, kimliksiz ve yönlendirilebilir bireyler hâline getirdiklerini vurgular. Kitap boyunca en dikkat çeken noktalardan biri de milli bilinç meselesidir. Sinanoğlu, dilini ve kimliğini yeterince tanımayan toplumların bilimden kültüre kadar pek çok alanda geri kalmaya mahkûm olduğunu ifade eder. “Biz kimiz?” sorusuna net bir cevap veremeyen toplumların, başka güçlerin etkisi altına girmesinin kaçınılmaz olduğunu güçlü bir şekilde dile getirir. Bu eser, sadece bir dil eleştirisi değil; aynı zamanda bir kimlik, bilinç ve varoluş meselesidir. Yoğun bir emeğin, dikkatli bir gözlemin ve derin bir düşüncenin ürünüdür. Kitapta beni en çok etkileyen bölümlerden biri ise Bahtiyar Vahabzade’nin
İnceleme
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
Reklam
10/10
·244 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 16:32
Mahfi Eğilmez’in Değişim Sürecinde Türkiye kitabı; tarih, ekonomi, sosyoloji ve siyaset bilimi gibi birbiriyle iç içe geçmiş alanları, uzman bir bakış açısıyla tek bir çerçevede buluşturan kapsamlı bir analiz sunuyor. Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; arkasında toplumsal, tarihsel ve politik dinamikler vardır. Bu kitap da tam olarak bu bütünlüğü, Türkiye özelinde detaylı ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyuyor. Eğilmez’in analizleri son derece gerçekçi ve net. Kitap boyunca dikkat çeken en temel vurgu ise şu: Çağdaş ve bilim temelli bir eğitim sistemi, bir toplumun kaderini doğrudan belirler. Buna karşılık, bilimden uzak ve dogmalarla sınırlandırılmış bir eğitim anlayışı; bu sistemi destekleyen politik tercihlerle birleştiğinde, bir ülkeyi zincirleme biçimde geriye sürükleyebilir. Yazar, bu süreci tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Bu eser, ekonomiye bakış açınızı salt sayılar üzerinden değil, toplumsal gerçekler üzerinden yeniden kurmanızı sağlıyor. Hem düşündüren hem de farkındalık kazandıran, son derece kıymetli bir çalışma. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
İnceleme
Değişim Sürecinde TürkiyeMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 20181,339 okunma
10/10
·241 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 10:28
Bu kitap beni gerçekten etkiledi. Thomas More’un yaşadığı yüzyıl ile günümüz arasında büyük bir zaman farkı olmasına rağmen, Utopia’da ortaya koyduğu düşüncelerin hâlâ geçerliliğini koruması beni düşündürdü. Kitapta ele alınan toplumsal sorunların ve bu sorunlara getirilen çözümlerin bugün de büyük ölçüde karşılık buluyor olması oldukça dikkat çekici. Utopia, toplum ile devlet arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamama yardımcı oldu. Servet eşitsizliği, özel mülkiyetin toplum üzerindeki etkisi, devlet yönetimi ve adalet anlayışı, çalışma düzeni ve ahlaki yozlaşma gibi konulara farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Bu meseleleri düşünürken, aradan yüzyıllar geçmiş olsa da insanlığın bazı temel sorunlarda çok da büyük bir ilerleme kaydedemediğini fark ettim. Kitabın sonunda Mina UrganMina Urgan ’ın yaptığı değerlendirme de bu düşünceyi destekliyor. Urgan, Thomas More’un yaşadığı dönemde insanların daha iyi bir dünya hayali kuran ütopyalar yazdığını; ancak günümüzde daha çok distopyaların, yani kötüye giden toplumları anlatan kurguların öne çıktığını söylüyor. Bu da insanlığın geleceğe dair umutlarının giderek azaldığını düşündürüyor. Belki de asıl soru şudur: Ütopyalar kurmayı bıraktığımız için mi distopyalar çoğaldı, yoksa distopyalar çoğaldığı için mi artık ütopyalara inanmıyoruz?
İnceleme
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,6bin okunma
10/10
·428 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 22:43
Bu kitabı okurken şunu bir kez daha fark ettim: Ekonomi sandığımız kadar basit değil. Tek bir teoriyle, tek bir açıklamayla anlatılabilecek bir alan hiç değil. Maliye mezunu biri olarak yıllardır duyduğum bazı ekonomik tezlerin aslında ne kadar dar bir çerçevede kaldığını görmek benim için epey düşündürücü oldu. Ulusların Düşüşü bana şunu net şekilde gösterdi: Bir ülkenin bugün zengin ya da yoksul olması öyle şans işi değil. Geçmişte kurulan kurumlar, alınan siyasi ve ekonomik kararlar bugünü şekillendiriyor. Ama bu “kader” de değil. Yanlış politikalarla güçlü ülkeler bile gerileyebilirken, doğru ve kapsayıcı adımlarla kısır döngüler kırılabiliyor. En çok hoşuma giden – hatta içimi rahatlatan – kısım ise “coğrafya kaderdir” söyleminin aslında ne kadar eksik bir bakış açısı olduğunu örneklerle anlatmasıydı. Açıkçası ben bu cümleden zaten yıllardır rahatsızım. Biraz insanları içinde bulundukları şartlara razı etmeye yarayan bir söz gibi geliyor bana. Kitap bunu somut örneklerle çürütüyor. Eğer gerçekten coğrafya kader olsaydı, aynı kıtadaki ülkeler arasında bu kadar fark olur muydu? Avrupa’da neden bazı ülkeler çok gelişmişken bazıları geride? Amerika’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki fark sadece toprakla mı açıklanabilir? Afrika’da bile benzer doğal koşullara sahip bölgeler arasında ciddi ekonomik farklar var. Yani mesele nerede doğduğumuzdan çok, nasıl yönetildiğimiz. Hangi kurumların kurulduğu, fırsatların kimlere açıldığı belirleyici olan şey bu. Benim için kitabın en net mesajı şu oldu: Ekonomi sadece sayılardan ibaret değil. Asıl mesele kurumlar. Ve o kurumları kimlerin, nasıl yönettiği. Zihnimi açan, düşündüren bir okuma oldu tavsiye ederim.
İnceleme
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınevi · 20223,569 okunma
8/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 13:26
John Steinbeck’in romanlarında beni en çok etkileyen şey, ekonomik düzeni ve bunun insanlar üzerindeki etkisini anlatırken bireyi değil, toplumu merkeze alması. Bitmeyen Kavga da tam olarak bunu yapan bir roman. Bir grevin etrafında, birlikte hareket eden insanların zamanla nasıl değiştiğini, nasıl yorulduğunu ve nasıl savrulduğunu anlatıyor. Romandaki karakterler bu çatışmayı farklı yönlerden yansıtıyor. Mac, süreci okuma ve insanları yönlendirme konusunda güçlü ama güven kazanmakta eksik. London, güvenilen bir figür olmasına rağmen etkileyici bir lider değil. Jim ise düşünen, sorgulayan, kendini yetiştirmiş ama henüz nereye ait olduğunu bulamamış bir karakter. Bu yüzden bana en gerçek gelen kişi Jim oldu; çünkü hâlâ arayışta ve tamamlanmamış bir yerde duruyor. Kitap boyunca anlatılan mücadele etkileyici olsa da, Bitmeyen Kavga bende bir yarım kalmışlık hissi bıraktı. Sonunu merak ettiğim, devamını görmek istediğim ama tamamlanmamış gibi duran bir hikâye olarak bitti. Belki bilinçli bir tercih, belki de hayatın kendisi gibi… Ama kitabı kapattığımda içimde kalan duygu buydu.
İnceleme
Bitmeyen KavgaJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 20217,6bin okunma
Reklam