''Dolu mekanlara bakarak yapılan her “tespit”, “analiz” sadece ve sadece iktidarın işine yarayan bir göz boyamacılığın etkisinde aklını tutsak ettirmekten öte anlamlı değil. Ama daha önemlisi “yoksulların görünmezleştirilmesi ve siyasal özne olarak silinmeleri” demek. Dolu mekanlara bakarak yapılacak her siyasal strateji, mekanları dolduranların egemenliklerini ve refahlarını amaçlamaktan başka sonuç vermeyecektir.''
birgun.net/haber/mekanlar-...
Bu filmi uzun zamandır bekletiyorum. Konuyu, tarihsel önemini ve her şeyden önce Türkiye’nin iktisadi geleceğini ne denli yakından etkileyen bir hadise olduğunu bilmeme rağmen. Bir siyaset bilimci olarak bu filmi ele almamın iki farklı biçimi var kaçınılmaz olarak birbirinden beslenen ve etkilenen. Fakat tek bir cümleyle özetleyeceğim koca bir düşün öyküsünü; babacağızım filmi izlemeden önce “bu film bittiğinde kafanda oluşacak olan düşünce bu ülkenin baştan aşağı bir hayal kırıklığı olduğudur” dedi. Haklı olmamasını çok dilerdim.
Bu ülkede devrimlerin “hurdaya çıkarılamayacağı” günler yakın mıdır bilemem nitekim şu sıralar mevcut konjonktürde söyleyebileceğim tek şey, hurdaya çıkarılacak bir üretimin mimar ve mühendisleri (her anlamda) hurdaya dönüştürülmüş hayatlarını ülke toprakları dışında yeniden inşa etmeye çalışan yılgın ve hüzün dolu insanlar.
Yazık oldu bu güzel coğrafyaya. Sinirimden kuduracağım. “Garb kafasıyla otomobil yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk” nasıl bir yaklaşım! Oto-şarkiyatçılıkla bir arpa boyu yol elde edemezsiniz paşam zaten. Önce içimizde inşa edilen yıllarca yıllarca ve yıllarca kafamıza sokulan, ezberletilen o algıları alaşağı etmemiz gerek. Belki sonrasında benzinsiz bile yol alırız.
Anımsa o geceler -anımsamak işkence-
Şimşekliydi kapkara güvercin gözü kadar
Artık yok gölgedeki o pırlanta çocuklar
Öğrendik ne demekmiş karanlık gece