Kurgusuna, diline, bilgeliğine hayran oldum.. En çok kadının, doğanın, hayvanın yanında oluşunu hissettim ve sevdim. Ruhunda hem iyiyi hem kötüyü barındıran, yenilgiye teslim olmayan, umudunu kaybetmeyen insan coğrafyasında zorlu bir yolculuktu. Kesinlikle muazzam bir eser.
Puslu Kıtalar Atlasına bayılmıştım. Suskunlar’da aynı zevki alamadım. Takip etmekte zorlandım ve zaman zaman sıkıldım. Belki de zamanı değildi, ileri bir tarihte yine okuyabilirim.
O kadar beğendim, o kadar tadı damağımda kaldı ki, hemen yazarın başka bir kitabına (Midak Sokağı) başlamaya karar verdim. Alegorik okumaları çok seven biri olarak Miramar benim için hazine gibiydi. Önceden Mısıra gitme şansı elde ettiğim ve tarihini de araştırdığım için çok keyif aldığım bir okuma oldu. Hele şu günlerde ilaç gibi geldi resmen.
Hikayemizde farklı ideolojileri temsil eden birkaç kişi Miramar Pansiyonda(devlet) bir araya geliyor. Ve hikayenin merkezinde pansiyonda çalışan Zühre isimli genç kız(devrim) var. Her ne kadar Mısır Devrimi sonrasına ışık tutsa da, her millete uyarlanabilecek evrensel bir roman Miramar.
Ayrıca öyle tadından yenmez benzetmeler ve tasvirler vardı ki, yazar bu konuda da ustalığını konuşturmuş. Mesela şu benzetmenin güzelliğine bakar mısın “İyi yıkanmamış bir tavada kalan koku gibi belli belirsiz bir taşra aksanı var.” s.59
Ya da şu: “Giysileri tutuşunca, dibinde su var diye uçuruma baş aşağı atlayan birinden farkım yoktu.”s.104
Korona günlerinde hepimize ilaç gibi okumalar olsun.
MiramarNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi · 2021827 okunma