Hayat soğudu.
Hava soğudu mu dedin?
Hayır, soğuyan hayat.
Yaraların mı sızlıyor?
Yaralarım, evet.
Dayanılır gibi değil, öyle mi?
Evet, aynen.
Zavallı insan.
Bunun insanlıkla ne ilgisi var?
Peki neyle ilgisi var?
Yaralarımla. Yalnıza o kapanmak bilmeyen,gövdemi kemiren yaralarımla.
Bir sıcak çorbam olsun, bir de saman döşeğim.
Ses olmasın, gürültü olmasın, kimseler kapımı
çalmasın, ya da çalacaksa hiç beklemediğim, ömrümde
yüzünü görmediğim bir kişi çalsın.
Küpümde suyum, ya da daha iyisi, fıçımda şarabım
olsun. Biraz da unum. Biraz da tuzum. Bir-iki çeki de
odunum.
Sözcükler olmasa da olur.
Hecelerle yazarım.
Heceler olmasa da olur.
Horozun ötüşü. Eşeğin anırması. Köpeğin havlaması.
Atın kişnemesi. Suyun şırıltısı.
Yağmur dam-dam-damlası.
Tüm bunlar yeter.
Gerçekten mi?
Evet, evet. Yeter de artar bile.
Doğrusu, alacakaranlıkta uçan kuşları severim.
Özellikle bir göl kıyısında. Hiç değilse bir havuz başında.
Bir zamanlar, böylesi günbatımı görünümlerini
benimle paylaşan bir sevdiğim vardı. O, nicedir yok.
Kuşlar da yok. Zaten ben de,ne bir göl kıyısındayım,
ne de havuz başında.
Bir ormanda ilerlemeye, yolumu bulmaya
çalışıyorum.
Kim bilir, belki de geriliyorum.
Aslında, öyle ya da böyle, beni şaşırtan ya da korkutan
bir şey yok yeryüzünde. Dolayısıyla yolumu bulmamın
ya da bulamamamın da bir anlamı yok.