Açık ara Maksim Gorkinin en zevk aldığım romanı diyebilirim.
Kendi hayatını anlattığı otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı.
Kalınca bir kitap olmasına rağmen sizi hemen içine çekiyor. Burada en çok beğendiğim ver Gorki'nin toplumla yaşadığı çatışmalar. Çok fazla karakterle tanışıyor, hepsini analiz ediyor ve her biri farklı bir dünya adeta. Her satırı gerek Gorki'nin gerekse farklı karakterlerin mücadelesiyle dolu, çok gerçekçi buldum. Zaten realizm akımıyla yazılmış bir eser.
Gorki'nin kitap ve edebiyatla tanışması da bu kitaba denk geliyor ve inanır mısınız o da farklı bir mücadele. Maksim Gorki'nin kadınlara olan bakış açısının ise bulunduğu ortamın üstünde buldum. Normalde erkeklerin kadınlarla bu derece empati kurması beni şaşırttı, analizlerini ise doğru buldum. Bunu da Maksim Gorki'nin inanılmaz duygusal zekasına bağlıyorum.
Kitap boyunca onu inciten karakterlere acıdığını okuyoruz resmen. “Yav ite bak sen hele.!” demek yerine karşındakinin o kötü davranışı yapma motivasyonu berrak bir su gibi görüyor.
Okuduğunuz için teşekkürler
Lezizdi. Her şeyi unutup kitabı baştan okumayı gerçekten isterdim.
Yazarın otobiyografik üçlemesinin ilki. Okurken farkettim ki inanılmaz bir gözlem yeteneği ve hafıza var. Yazarın yaptığı gözlemleri okurken çok farklı bir bakış açısı gördüm. Karakterin yaşadığı bulunması zor ortamda içinde bulunduğu zıtlıklar ve çelişkileri okumak bana çok şey kattığını söyleyebilirim. En akılda kalıcı olanı ise dedesi ile yaşadığı tanrısal çatışmalar. Ne kadar bir çocuğun gözünden okusanız da zeki olduğu için hiç havan gelmedi.
Okumayı planlıyorsanız lütfen ertelemeyin ve derhal okuyun!