Tanrı: Aranızda en bilgeniz Sokrates gibi bilgeliğini, gerçekte hiçbir şey bilmediğini bilendir. Ne güzel bir destur bu.
Bu kitapta ilgimi en cok ceken ölüm hakkinda diyaloglardir. Ölüm hakkinda hicbir sey bilmememize ragmen ondan neden korkariz? Onun iyi veya kötü oldugunu bilmiyorsak nedir bu korkumuz? Kuğunun ölmeden önce ağıt mi, kavuşmak için neşe içinde öttüğünü kim bilebilir? Bilmediğin şeyden korkmak canavarlara inanmak en büyük aptallıktır.
Bekçi ile köyden gelen adam metaforu...
Kitabı ilk okuduğumda gerçekten hiçbir şey anlamamıştım ama bu metaforu güzel bulmuştum daha sonra üzerine bişeyler okuyunca kafamda biraz oturdu;
Bekçi yasanın temsilcidir ve her kademede bir öncekinden daha görkemli bir bekçi vardır ama kapıdaki bekçi 3. Bekçinin görüntüsüne ben bile katlanamam diyerek aslında diğer bekçiler kısmını kafadan uydurmuş olabilir. (Her zaman bir üst mahkeme vardır) Aslında bekçi köylünün hizmetkarıdır ama köylünün sırtından geçinerek doymak bilmez. Ama bekçi yasaya aittir bekçiyi sorgulamak yasayı sorgulamaktır. Bekçi yanlış olamaz! Köylü yasaya gelir ama sadece ona özel kapı(tarife) vardır. (Herkesin farklı tarifesi vardır) Köylü yaşlanınca yasanın ışığını görür ama bekçinin sırtı dönüktür ve en sonunda köylü yasanın önünde yıllarca zayıflayıp ölmesi ile birlikte yasanın kapısı kapanır.
Kapital düzende tüketim aracı olmaktan çıktığın anda, düzenden ayrıldığın anda onlar için gece gündüz çalıştığın ailen, işyerin herkes seni bir zayıf bir böcek olarak ölmeye terk eder. Heppimiz Greogor Samsayız ya zincire vurulmuş bir köpek gibi köle olarak ya da işe yaramayan bir böcek gibi öleceğiz...
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,7bin okunma
ilk önce sineklerin tanrısını mı yoksa mercan adası mı okunmalıydı ?
Bizler wildcat(yaban kedisi) gibiyiz ne medeneyitte ki gibi evcilleşebildik ne de atalarımız gibi vahşileşebildik.