İlyas ceyhan

İlyas ceyhan
@ilyasceyhan
KAYIP HAYALLER KOLEKSİYONCUSU ve YAS MEVSİMİ romanlarının yazarı... Hayat sevdalısı... İnstagram: @kitapiyano YouTube : youtube.com/@kayiphayallerk...
İKİ AİLE ARASINDA... YAPAYALNIZ...
7/10
·192 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 01:09
Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar. Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi? Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman. Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor. Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi. Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor: “Ben gerçekten kime aidim?” Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor. Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı
Alıntı
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,209 okunma
Reklam
Hamlet: Düşüncenin ve Tereddüdün Trajedisi
8/10
·188 syf.··
2022 296. kitabı
William Shakespeare'in Hamlet adlı eseri, yalnızca dünya edebiyatının değil, insanlık tarihinin de en çok yorumlanan ve üzerine en fazla yazı yazılan metinlerinden biridir. Aradan geçen yüzyıllara rağmen hâlâ güncelliğini koruması, insan ruhunun değişmeyen yönlerine dokunabilmesinden kaynaklanıyor. Bir önceki okumam olan Hamnet'te, Shakespeare'in oğlunun ölümünün aile üzerindeki etkilerini görmüştük. Agnes acısını kendi içine kapanarak yaşarken, Shakespeare ise yasını sanata dönüştürüyor ve ortaya yüzyıllar sonra bile konuşulan bir eser bırakıyordu. Hamlet'i okurken bu bağlantıyı düşünmemek elde değil. Hamlet Nasıl Bir Eser? Hamlet'in hikâyesi oldukça çarpıcı bir olayla başlar. Danimarka Prensi Hamlet'in babası ölür. Ardından amcası Claudius tahta geçer ve kısa süre sonra Hamlet'in annesiyle evlenir. Ancak bir gece Hamlet'in karşısına çıkan babasının hayaleti, ölümünün doğal olmadığını, kardeşi tarafından öldürüldüğünü söyler. Bundan sonra Hamlet'in önünde tek bir soru vardır: İntikam mı, yoksa şüphe mi? Hamlet, klasik bir intikam kahramanı değildir. O, kılıcını çekmeden önce düşünür; düşündükçe daha fazla sorgular ve sorguladıkça hareketsizleşir. Shakespeare'in büyüklüğü de burada ortaya çıkar. Çünkü Hamlet'in asıl mücadelesi amcasıyla değil, kendi zihniyledir. Eser boyunca iç monologlar, sorgulamalar ve insan ruhunun karanlık köşeleri ön plana çıkar. Shakespeare ayrıca tiyatro içinde tiyatro tekniğini kullanarak edebiyatın ve sanatın gerçeği ortaya çıkarma gücünü de gösterir. Hamlet'e Yöneltilen Eleştiriler Hamlet hakkında yapılan eleştirilerin başında karakterin aşırı düşünmesi gelir. Hamlet sürekli analiz eder, her ihtimali değerlendirir ve sonunda karar vermekte zorlanır. Bu nedenle birçok okur onu eylemsiz bulur. Ancak bana göre Hamlet'i unutulmaz yapan
Alıntı
HamletWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202358,5bin okunma
Hamnet: Bir Ölümün Bir Aileyi Nasıl Değiştirdiğinin Romanı
9/10
·293 syf.··
2026 24. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 22:06
Maggie O’Farrell’in Hamnet romanı ilk bakışta Shakespeare’i anlatıyormuş gibi görünse de aslında merkezine Shakespeare’i değil, bir annenin yasını ve bir çocuğun ölümünün aile üzerinde bıraktığı derin izleri koyuyor. Kitabın en etkileyici tarafı da tam olarak burada başlıyor. Çünkü bu roman büyük olaylardan çok insanların iç dünyasında kopan sessiz fırtınaları anlatıyor. Kitap boyunca Shakespeare’in adı neredeyse hiç geçmiyor. O sadece “Latince öğretmeni”, “tiyatrocu” ya da “baba” olarak var oluyor. Yazar tüm odağı Agnes karakterine yöneltiyor. Ve bence kitabı unutulmaz yapan şey de Agnes’in ruhunu bize bu kadar güçlü hissettirebilmesi. Agnes sıradan bir karakter değil. Doğayla iç içe yaşayan, bitkilerden şifalı karışımlar yapan, insanları sezgileriyle anlayabilen farklı bir kadın. Toplumdan uzak durmasına rağmen insanların ona ihtiyaç duyması oldukça etkileyici bir detaydı. Ancak romanın asıl kırılma noktası, Agnes’in kendi çocuğunu kurtaramaması ve bunun suçluluğunu yıllarca içinde taşıması oluyor. Roman iki farklı zaman çizgisinde ilerliyor. Bir tarafta Agnes’in gençliği, Shakespeare’le tanışması ve evliliği anlatılırken; diğer tarafta çocuklarının hastalığı ve Hamnet’in ölümü işleniyor. Bu geçişler kitabın temposunu yavaşlatsa da duygusal yoğunluğu artırıyor. Kitabın en güçlü tarafı kesinlikle atmosferi. 16. yüzyıl İngilteresi, kasvetli hava, köy yaşamı, salgın korkusu ve insanların iç dünyası çok başarılı aktarılmış. Özellikle vebanın dünyaya yayılışını anlattığı bölüm bence romanın zirve noktalarından biriydi. Bir gemiden başlayan salgının insanlara ulaşmasını öyle gerçekçi anlatıyor ki okurken yalnızca bir roman değil, yaşayan bir tarih hissi oluşuyor. Bunun yanında kitabın duygusal yönü oldukça ağır. Çünkü Hamnet olay odaklı değil, tamamen his odaklı bir
Alıntı
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,6bin okunma
İlk Aşk: İnsan Bazen Bir İnsana Değil, Bir Duyguya Âşık Olur
6/10
·104 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 01:57
Turgenyev’in İlk Aşk adlı eseri yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmıyor; insanın çocukluktan çıkıp duyguların sert gerçekliğiyle yüzleşmesini anlatıyor. Üstelik bunu büyük olaylarla değil, insan ruhunun içindeki küçük kırılmalarla başarıyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde büyük bir macera kalmıyor belki ama içinizde garip bir boşluk ve uzun süre dağılmayan bir his kalıyor. Romanın merkezinde 16 yaşındaki Vladimir var. Vladimir’in yaşadığı şey yalnızca bir kıza duyduğu sevda değil; aynı zamanda ilk kez kıskançlığı, değersizlik hissini, tutkuyu ve hayal kırıklığını tatması. Turgenyev burada ilk aşkın masum olduğu kadar yıkıcı da olabileceğini çok gerçekçi bir şekilde göstermiş. Kitabın en güçlü tarafı psikolojik derinliği. Vladimir’in o kararsız, kırılgan ve ne yapacağını bilemeyen hâli oldukça gerçek hissettiriyor. Zinayda karakteri ise başlı başına bir karmaşa. Bir an sıcak, bir an uzak; bir an masum, bir an acımasız. Zaten romanın etkileyici tarafı tam olarak burada başlıyor: İnsanların duygularının ne kadar değişken olduğunu çok doğal bir şekilde anlatıyor. Turgenyev’in anlatımı sade ama oldukça samimi. Özellikle Vladimir’in sevdiği kişi uğruna kendini ispat etmeye çalışması, onun için anlamsız şeyler yapması, gençlik dönemindeki o “duygularla hareket etme” hâlini çok başarılı yansıtıyor. Çünkü insan ilk aşkında çoğu zaman mantığıyla değil, tamamen hisleriyle hareket ediyor. Ancak kitap kusursuz değil. Öncelikle olay örgüsü oldukça basit ilerliyor ve dikkatli bir okur kitabın gidişatını büyük ölçüde tahmin edebiliyor. Ayrıca Vladimir’in fazla pasif bir karakter olması zaman zaman insanı yoruyor. Büyük bir aşk yaşayan bir karakterden daha güçlü çıkışlar bekliyorsunuz fakat Vladimir çoğu zaman kendi içinde yaşayan, yüzleşemeyen bir karakter olarak kalıyor. Bunun
İlk AşkIvan Turgenyev · Can Yayınları · 20249,5bin okunma
PEYAMİ SAFA... DİL ÜSTADI VE MUHTEŞEM YAZAR
7/10
·152 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:32
Peyami Safa’nın Sabaha Karşı kitabı, ilk bakışta sade bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında insanın kendi iç dünyasıyla yaptığı hesaplaşmayı anlatan güçlü bir psikolojik roman. Kitabın temelinde şüphe, yalnızlık, güven problemi ve insanın kendinden kaçamayışı var. Romanın en etkileyici tarafı ise olaylardan çok karakterin zihninde yaşanan çatışmaların ön plana çıkması. Aslında eser, Amerikan yazarı Wallace Irwin’in Manhattan’da Üç Oda isimli romanının Peyami Safa tarafından Türkçeye uyarlanmış hâli. Fakat Peyami Safa sadece çeviri yapmamış; kendi üslubunu, psikolojik derinliğini ve İstanbul’un ruhunu da metne işlemiş. Kitabı okurken bunu çok net hissediyorsunuz. Romanın merkezinde Ali Saip var. Bir gece deniz kenarında otururken Feriha isimli bir kadınla tanışıyor. Hiç tanımadığı biriyle başlayan bu ilişki zamanla büyüyor ama Ali Saip’in bitmek bilmeyen şüpheleri de beraberinde geliyor. Kitap boyunca aslında bir aşk hikâyesinden çok Ali Saip’in zihninin içinde dolaşıyoruz. Peyami Safa burada insan psikolojisini gerçekten inanılmaz işlemiş. Özellikle gece metaforu çok başarılı kullanılmış. Gece çöktükçe Ali Saip’in korkuları, kuruntuları ve şüpheleri büyüyor. Sabah yaklaştıkça ise düşünceleri biraz daha sakinleşiyor. Zaten kitabın adı da bence tam olarak buradan geliyor. “Sabaha karşı” sadece zaman dilimi değil; insanın karanlıktan aydınlığa çıkışı gibi de okunabilir. Kitapta büyük olaylar, şaşırtıcı kırılmalar ya da yüksek tempo yok. Daha çok diyaloglar, düşünceler ve iç çözümlemeler üzerinden ilerliyor. Bu yüzden aksiyon arayan okurları biraz zorlayabilir. Hatta bazı bölümlerde Ali Saip’in sürekli aynı şüphelerin etrafında dönmesi insanı yoruyor. Ama sanırım Peyami Safa’nın vermek istediği his de tam olarak bu. Şüpheci insan sadece kendini değil, çevresini de
Sabaha KarşıPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202494 okunma
Reklam