Ozan AYDOĞAN

Ömer Seyfettin yerli Poe
7/10
·10 syf.··
2023 1. kitabı
Oryantalist eleştiri, Batılı yazarların Doğu'yu betimleme şekillerini ele alan ve taşyalan bir yaklaşımdır. Bu eleştiri, Batının Doğu'ya dair önyargılarını, üstünlük duygusu ve egemenlik arayışı üzerine kuruludur. Oryantalist eleştiri, Doğu kültürü ve toplumları hakkında genelleştirici, yanlış veya romantize edici streotipleştirmeleri eleştirir ve Batı’nın Doğu’yu sadece arzularını tatmin etmek amacıyla kullandığı bir "öteki" olarak göstermesini sorgular. Bu eleştiri, Doğu kültürünü anlamayıp ona saygı yapılan tasvirleri eleştirerek kültürel ve tarihsel bağlamı öneme bindiren bir yaklaşımı temsil eder. Ömer Seyfettin’in bu eseride oryantalist eleştiri çerçevesinde incelendiğinde dikkate değer noktalara işaret etmekte. Batılı bir karakterin doğu'yu ziyaret edişi ve onlarla iletişime geçen doğulu karakterler ile geçen olayları anlatıyor. Kitaptaki yabancı karakter Doğu'yu Batı'nın gözünden betimlediğini ve Doğu'yu egzotik bir yer olarak sunan eserlerin etkisi altında kalarak ülkemize ziyarete gelmiştir. Ama bulduğu manzaradan tamda memnun olmayacak ki okuduğumuz eserin başlarında bundan şikayetçi nerde Loti’nin anlattığı İstanbul! Siz özenti olmuşsunuz halbuki bunları bir kenara bırakıp kendi kültürünüzü tekrar benimseseniz kendiniz güzelliklerini göreceksiniz demek istemiş. Yine Loti gibi beyoğlu yani pera’yı beğenmemiş türk toplumunun izlerinin daha ağır bastığı semtleri görme talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine anlatıcı ile yola çıkmış bu yolda çarpılmış siyah, çürük tahta evler, yıkık duvarlar ve sökük çatılar görmüş ve bu manzaraya bayılmıştır. Çünkü kendi memleketinde göremeyeceği kendi döküntülüğünün içinde uyum yakalamış egzotik bir manzara ile karşılaşmıştır. Bu bana rusya’nın sosyalist yönetim altında ilerlettiği brutalist mimariyi düşündürttü, aslında çok
Edebiyat-Düşünce
Gizli MabedÖmer Seyfettin · Bordo Siyah Yayınları · 2012901 okunma
Reklam
9/10
·48 syf.··
2021 33. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2021 22:56
Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden Émile Zola’nın kaleme aldığı, muhatabının ise dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure olduğu, 1898 yılında L’Aurore gazetesinde herkesin ulaşabileceği bir şekilde yayımlanan ve merkezine Alfred Dreyfus isminde Yahudi kökenli bir Fransız subayının çelişkili ifadeler ve güvenilirliği tartışılır kanıtlarla 1894'te orduya ve dolayısıyla vatana ihanetle itham edilmesini konu alan bu mektup 19. yüzyıl sonlarının Batı Avrupa’sının sosyolojik yapılarını gözler önüne seriyor. Bu mektupta ele alınanlar önce bir nefret suçunu daha sonrasında ise hatayı hata ile kapatma zavallılığını bizlere sunuyor. Yazar ikisini yarıştırmamış ama okurken hangisi daha ayıp bir suç aklımda kurmadan edemedim. Sebep olduğu iğrençliğin üstüne toprak atmaya çalışan genel kurmay gittikçe kendini daha da küçük düşürüyor Binbaşı Esterhazy’nin cezasını kesmek Dreyfus’un suçsuzluğunu tanımak olduğundan bir suçluyu aklamaya çalışıyor. Her neyse daha fazla kitap içeriğine dair bilgi verip sitenin bu bölümünden kitaba dair bilgi edinmek isteyen okuyucunun keyfini kaçırmadan, yapıtın yazarının cesaretini, dürüstlüğünü övmek isterim. Émile Zola bu açık mektubu ile toplumda kazanmış olduğu saygı ve hoşgörüyü ve özgürlüğünü riske atmış olması, ama daha önemlisi kendisinin tabiriyle yerine getirdiği edim, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğu kendisine çıkar sağlamayan devrimsel yoldur yüksek saygıyı hak eden. ‘’Suçladığım insanlara gelince: onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. Benim için önemsiz varlıklar, toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller. Burada yerine getirdiğim edimse, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğum devrimsel bir yol yalnızca.’’ Yazarında
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20215,9bin okunma
Bana göre eksikler, benzetmeler ve ufaktan sitemler
9/10
·152 syf.··
2021 24. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2021 20:03
Fareler ve İnsanlar üstüne bu kitabı okudum bağımsız hikayeler ama ikisindede işlenen ümitsiz vaka resmen, bunaltı üstüne bunaltı yordu be. Ama çok değerli bir kitap. Kitaba 9 puan verdim ( ne haddime değil mi haha ) çünkü bence yazarımız dış faktörlerin etkisini hafif anlatmış, şahsi fikrim sosyalizm taşlarken dış güçlerin bu denli zayıf gösterilmesi sosyalizm'i taraflı yermek olur. Gerçi şunu eklemek gerekiyor George Orwell kitabı 1944-45 te yazmış Nato ise 1949'ta örgütlenmiş ancak yine de USSR'ı devirmek, güçsüzleştirmek için her yol denenmişti sırf bunun için koca bir örgüt ( Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, Nato ) kuruldu ve komiktir ki 91'de lağvedilmiş olmasına rağmen bu kuruluş hala varlığını sürdürmekte fakat buna rağmen hala zirvelerinde ilk madde Rusya'nın kışkırtıcı hareketleri (hahaha), ikincisi de Çin'in (Komünist) hızlı yükselişi. Fakat kitapta yan çiftlikler ve onlarla yaşanan sürtüşmeler çok zayıf anlatılmış. Onun dışında kitapta ben eksik hissetmedim. Yazar fabl türünde anlatım kullanmış. Karakterler çok iyi yazılmış. Özellikle Benjamin karakteri ile büyük empati kurduğumu hissettim, Benjamin yaşananları olanca görmüş olmasına karşın kayıtsız kalmayı tercih etmişti. Malesef bende günümüz problemlerine karşı Benjamin gibi görmeme rağmen kayıtsız kalmayı tercih ediyorum çünkü kitapta da bahsedilen o aynı cümleleri tekrarlayan koyunlarla uğraşmaktan kaçınıyorum. Halide Edip Adıvar'ın bu kitap için yazdığı bir cümleyi çok haklı buldum okurken de aynılarını düşündüm; Orwell'in kitabı komünist olmayan rejimlerin bir propagandası haline sokmamış olması. Gerçekten de öyle, Orwell sistemden ziyade sistemin başındakilerini yermesiydi. USSR'ın başlangıcı markist-leninist idi markist değil daha baştan bir değişiklik söz konusu. Yine, Vladimir Lenin'in mirası
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma
Spoilersız ''Ozan Beedle'ın Hikayeleri'' İncelemesi
6/10
·104 syf.··
2021 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2021 18:25
Kitap kısmen bir çocuk kitabı aslında kitabın türü kısmında gençlik denmesi ne kadar doğru bilemedim. İçerisinde toplam 5 hikaye bulunmakta bunlardan beni tek etkileyen ama gerçekten etkileyen ''Sihirbazın kıllı kalbi'' idi. Aynı anda şuan Edgar Allan Poe'nun hikayelerini okumaktayım. Bu hikaye ile EAP'nun hikayeleri çok benzer temada, tam bir gotik eser. Özellikle kullanılmayan organın körelmesi muhabbeti misali, uzun süre kullanılmayıp, kitlenip, saklanan; kalbin betimlemelerine bayıldım. Ayrıca genel olarak 5 hikaye için ana seriden çok yakından tanıdığımız Prof. Dumbledore'un hikayeleri yorumlayışı ancak ondanda ziyade hikayelerin ( kitap serisinin kendi evreni gerçekliği ) gerçeklik ile ne kadar uyumlu olup olmadığını, yani bu yaşanmış olabilir mi yaşanmışsa gerçekte yaşanmış olaylardan ne kadar alıntı yapılmıştır muhabbeti idi hoşuma giden. Hoşuma gitmesinin sebebi bunlardır evreni genişleten, kurgusal evrenin genişlemesi bizi o evrene daha çok bağlar. Alakasız bir dizi ama hep örnek veririm; Supernatural dizisini izlediyseniz dizinin hikayesi başlarken dahi bu hikayenin uzun bir geçmişi olduğunu ana karakterlerimizin bir çok varlıkla daha önceden de karşılaştıklarını öğrenerek diziye başlamıştık ve her gelen bölümle de evren daha çok genişledi ve bizi daha çok içine çekti.( Buna Starwars - Game of Thrones(Buz ve Ateşin Şarkısı) gibi serilerde örnek verilebilir. ) Son olarakta bahsetmek istediğim bu seriye hakim değilseniz bile bu kitabı okuyabileceğinizdir. Dumbledore karakteri ve kendisinin eklediği bir kaç kısım dışında Harry Potter serisiyle alakalı değil, neşeli bir kitap 4 hikayesi çocuksu hikayeler ( ki zaten konsept bu ), Sihirbazın kıllı kalbi ise diğer hikayelerden sıyrılıyor açık ara favorim oldu bayıldım.
Ozan Beedle'ın HikayeleriJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları · 20135,6bin okunma